Cumhuriyet Bayramı Atamdan Armağandır
Lozan'da çizilmişti, yurdumun sınırları / Saltanatı yıkıp da, cumhuriyeti kurduk. /
"Her yeni gün, yazılmamış bir hikaye; kalemin cesaretle dans ettiği an, hayatın anlamını keşfettiğin zamandır."
"Her yeni gün, yazılmamış bir hikaye; kalemin cesaretle dans ettiği an, hayatın anlamını keşfettiğin zamandır."
Lozan'da çizilmişti, yurdumun sınırları / Saltanatı yıkıp da, cumhuriyeti kurduk. /
Meslek ayakkabıcılık olunca, eş, dost, arkadaş, akraba, arkadaşın arkadaşı, dostun dostu çevresi de haliyle bayağı geniş. Toplasan bir bölük, bir tabur hatta alay bile olurlar... Eeee o kadar popülaritemizde olsun artık canım. Kıskanmayın siz de... Sizin de vardır bir dolu akrabanız, eşiniz dostunuz... Ben size bir şey diyor
Çok havalısın belli ki / havandan geçilmiyor direksiyon kardeş... /
Aslında her şey özünde kendini sevmekle başlıyor desem, kaçınız benim bu düşüncelerime katılır. Güzel kadınları seviyorsunuz, sevimli çocukları öpüp okşuyorsunuz, yakışıklı erkeklere bayılıyorsunuz. Normal görünüşte olan ya da görünüşü vasatın altında olan insanları da sevebiliyor musunuz? Birini sevmek, onun yüreğine, beynine, benliğine dokunmak değil midir aslında? Daha önceki
Zamanın kanatırcasına,kanırtırcasına vurduğu darbelerden, / Sendeliyorum ara ara... / Ahhh!!!
Bildiğiniz gibi artık her devlet kuruluşunun ve çoğu özel sektör kuruluşunun büyük küçük bir internet sitesi var. Hacker denilen arkadaşların bir kısmı buraları koruyor, kötü niyetli bir kısmı da buralara elektronik saldırılar gerçekleştiriyor, dolayısı ile sitenin işlevlerini yavaşlatıyor ya da tamamen devreden çıkartıyor. Bu sebep ile önemli her
Dağ başında devasa bir şato çok gizli bir yer. Mankurmanya Ülkesinin Gizli Servis Binası. Şoförsüz bir arabayla beni aldıkları yerden kapıya kadar geldim. Büyük mü büyük, devasa bir kapı. Tokmağı, zili bile yok. Kapıda bir yazı sadece ''Üç kere öhö öhö öhö diye öksürün sonrasını bize bırakın.'' Hay
Bakkallar yavaş yavaş hayatımızdan çıkıyorlar. Ekonomik gelişmeye kurban gittiler, kapitalizmin çarkları onları da öğüttü... Oysa ne güzeldi seksenli doksanlı yıllarda ve hatta daha öncesi yetmişli yıllarda, mahalle bakkalları... Erken açılırdı bakkallar. Saat altı altı buçuk dedi mi, bakkallar faaliyete geçerdi. Şimdiki büyük marketler gibi saat dokuzu, onu beklemezlerdi...
Ben aşık olmaya başladığımda / Doğan çocuklar / Şimdi,sekiz on
Bakıyorum daha ilkokula yeni başlamış bire ya da ikiye giden çocukların çoğusunun gözleri bozuk. Tamam, bilgisayardan geri kalmasınlar ama bununda bir sınırı, derecesi olmalı. Ana babalar lütfen bu konuya dikkat etsinler. Sokaklarda çocuk oyunu diye, çocuk diye bir şey kalmadı bu sosyal medya yüzünden. Belki bunlardan bir nesil
Kimisi inanır kimisi inanmaz ilk görüşte aşka...Her iki görüşe de saygı duymak lazım. Gözlerde başlıyorsa herşey, bakışlar hemen kendini belli eder. Gözbebekleri büyür, bazen ter basar, cümle kurmada zorlanabilir insan, dili damağı birbirine yapışır, belki karşınızdaki insanda aynı durumdadır. Kimi zaman hissedersiniz, kimi zaman hissedemezsiniz bunu...
Çok iyi iki dosttular. Kılıktan kılığa ve şekilden şekle girmek ise onların en büyük özelliği ve meziyetlerinden biri idi... Kimi zaman sarı leblebi olarak çıkarlardı insanların karşısına, kimi zaman patates cipsi, kimi zaman sütlü çikolata, bazı bazı ekmek arası kaşar ya da ikindi vakti okuldan dönen çocukların ekmek
Savaş tamtamları çalarken bütün coğrafyalarda / bilhassa Asya ve Afrika'da /
Bir adam vardı, / Aylardır cami'nin duvarına, / Yaslanıp duruyordu...
Ali Bey işçi emeklisi bir vatandaş. Alsın alsın ikibin lira para geçiyordur ancak eline. Ali Bey bu iki bin Türk Lirası ile harikalar yaratmaktadır güzel yurdum Türkiye'de... Var mı onun gibi bir babayiğit, sorarım size? Üç tane çocuk okutmakta, dahası ev kirası vermekte, sonrasında da mutfak masraflarını karşılamakta,
Tamam sayı olarak seksenbirmilyon olabiliriz, buna itirazımız yok asla ve kata, ancaaaak bu seksenbir milyonun en az on onbeşmilyonu hiç bir şeyden anlamayan bebebelik, bazıları yaşlı ve hasta, bazıları yatalak ya da bitkisel hayatta... Bilmem anlatabildim mi?
Nasıl yapsak nasıl etsek? Sessiz sessiz düşünüyorum, içimden, dışa vurmadan. Hanım ile çocukları ileride ki mağazalara bakmaya göndersem de sonrasında hemen sıraya girsem ve tepeye çıkıp da kendimi aşağıya salsam... Ondan sonrada ben aşağıya doğru sallanırken canlı canlı hanımda beni boşasa, bir sürü lafı da boca etse bana...
Yarım yamalak dillerimizle, az da tarzanca katarak, işlemlerimizi tamamladık. Dışarı çıktık terminalden, o sırada iki bayan iki erkek; hangi millettense bizi çevirdiler. Necmiye çaktırmadan göz kırptım.''Hele dedim bunlar da bizim gibi yabancı'' anladı Necmi de. Turistin biri lafa bodozlama girdi.''Sprechensie Deutscsh''.''Len biliyom desem topu topu iki kelime'' kafamı
Canı sağ olsun / serçelerin güvercinlerin / bilet alayım diye
Turşu, Türk mutfağının vazgeçilmezlerinden de birisidir. Çeşit çeşit yapar, annelerimiz, ninelerimiz. Turşu kurulur, evlerde kış yaklaştı mı özellikle... Hıyar turşusu, biber turşusu, fasulye turşusu, domates turşusu, çeşit çeşit yapılır, lezzet ile afiyet ile yenir...
1961 Ankara'da başlayıp devam eden bir hayat. İlk ortaokul, lise ve iki yıllık bir üniversite deneyimi, ticaret hayatı Ankara'da iki tane aslan gibi evlat biri dişi biri erkek aslan olmak üzere hayat mutlu bir şekilde akıp gidiyor. Biraz şiir, biraz öykü ve denemelerin sıcaklığında...
Elliyedi seneye sığdırılan bir yaşam. Geçip gidiyor işte şiir, deneme, öykünün sıcaklığında... Yirmi beş yıllık bir birliktelik iki de aslan gibi evlat daha ne olsun?
Mizah ağırlıklı öykü ve denemeler toplumsal ağırlıklı şiirler
Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Erich Fromm
Aziz Nesin, Muzaffer İzgü,