Kukla Yaşamlar
Ve açıldı perde 1978’ de. Sahnenin girişinde kör hayat zebanileri biletleri çoktan satmıştı bile. Tıklım tıklımdı hayat. Ve tek kişilikti sahne.
"İnsan, anlattığı hikâyeler kadar yaşar. — Gabriel García Márquez"
"İnsan, anlattığı hikâyeler kadar yaşar. — Gabriel García Márquez"
Ve açıldı perde 1978’ de. Sahnenin girişinde kör hayat zebanileri biletleri çoktan satmıştı bile. Tıklım tıklımdı hayat. Ve tek kişilikti sahne.
Hayatınıza ihtiyacı olanların ve onu hak edebilenlerin
olması dileğiyle..

yazılarımın arasından seçtiğim bu metin toplumda gördüğüm çarpıklıklara karşı bir iç çekiş olarak ruhumdan islenmiştir...
Uzun sevişmelerin ardından yorgun düşmüş bedenlerin ilk sevişmeyi yaşar gibi kavuşmasını istiyorum özlem ile. Anlamını bilmediğim sözcükler mırıldanmak, adını sayıklamak istiyorum kollarında.
anlamsız düşünceler her zaman heryerde üretebilirsiniz daha çok ürettiklerinizin en gereksizi gibi görünse bile...
Sevgi sözcükleri fısıldamaktan zevk alacağım kulakları, küçük ısırıklarla izler bırakacağım kulak memeleri, pürüzsüz boynu, boynundan aşağı doğru göğüs bölgesinde yer alan minik çıkıntılar, hafif şişkin bir göbek, göbeğinden aşağı inildikçe kaybolup giden kasıkları, pürüzsüz teni, şişkin üst bacakları, küçük ayakları, ayaklarıyla orantılı aralarında hiç boşluk yokmuş gibi duran
Umut ektiği tarlalar kuruduğunda, ölesiye susuzluk çeker insan. Hayat çoğu zaman seyrini ve hızını değiştirmeyen bir Doğu Ekspresi trenine benzer: Usul, gürültülü, yavaş… Ölüme doğru akıp gittiğini düşünürüz zamanın; ta ki o gelene kadar.
O diyorum. Adını söylemekten korkuyorum nedense. Dudaklarım kanar, yüreğim sızlar sanıyorum. Sonra
Bir bütün oluşturmak için geceler boyu yap-boz yapan çocuklar gibi yitik bir parçanı aranıp duruyorum. Ya gözlerini kaybediyorum, ya da gözlerinin içindeki beni...
...Onlar da aşk gibi günahsızlardı; lakin bir suretin vardı ki hepsine sıçradı... İbrahim oldu ahlak, mahrem bir cazibeye gözlerini bağlayıp, kırdı putlarını... Aşkın, İbrahim'e gebe olduğu zamanlardı...
Şiddetli bir şimşek çarptı.Birkaç saniye sonra Yağmur başladı. Ağaçlar ağlıyordu, gökyüzü ağlıyordu,boynumdan yükselen ses küçük bir kızın çığlıklarıydı. Balkona inşaat sesleri damlıyordu. Birileri kulağımın dibinde hiç durmadan, acımasızca bir kağıdı parçalıyordu,göğsümden kedi sesleri yükseliyordu. Tüm bu ses karmaşasına yenik düşüp, kalemi bıraktım.
Neleri sırtladık ta taşımaya çalıştık , hiç düşündünüz mü?
Ağlamak gözlerimizde çiçek açması gibi bir şeydir. Ağlamayı kedere dönüştürmektense yanaklarında açmakta olan bir çiçeği hayal et ve onun suya ihtiyacı olduğunu düşün