Omega
Omega; ne en güçlü bi alfaya boyun eğer, ne de en güçsüz alfacığa katılıp kendini güvende hissetmeyi tercih eder.
"Bir şehrin ruhu, anlatılan hikâyelerinde saklıdır. — Italo Calvino"
"Bir şehrin ruhu, anlatılan hikâyelerinde saklıdır. — Italo Calvino"
Geçmişe göre daha başarılı olsak da, 2002 yılında ki dünya üçüncülüğümüz olsa da, yine o tarihlerde Galatasaray'ımızın UEFA Kupası Şampiyonluğunu yaşamış ve görmüş olsak da sonrasında ne Dünya Kupasına, ne de Avrupa Şampiyonasına katılmakta fazla da başarı sağladığımız söylenemez...
Ayran dedim de aklıma geldi: Vakti zamanında Gıyaseddin adında aksi mi aksi, huysuz mu huysuz, lafı anında tokattan beter insanın yüzüne vuran, nezaketten nasibini almamış, çok bilmiş bir bucak müdürü varmış.
Dört kez evlenip boşanan müdürümüz, ilk eşini çorabı kaçık diye, ikinci eşini çorba pişiremiyor diye,
Her dakika her saniye kirleniyoruz biz insanlar ve tabiat... Bir reklamdan yola çıkarak kaleme alındı bu yazı...
Adi Sebo, Kara Bi̇r Oğlanla
Yi̇ne Görüşeli̇m Deyi̇p Ayriliyoruz
Gördüğü Her Basili Kağidi Yutmaktan
Bi̇raz Dalgin
Halkini Sevmekte Özyazgili
Bir gün, artık işlevlerini yerine getirmekten aciz ve modası geçmiş buzdolabınızı değiştirmeye karar verip bir gıcır gıcır NO FROST almaya karar verirseniz ve hemen akabinde aldığınız yeni dolabınız sizi hayal kırıklığına uğratırsa n"aparsınız?
Kemalizm’in kurucu unsur olmakla meşruiyetliği tartışılmazdır. Kemalizm "Sevir anlaşması" gibi yurdun parça parça olmasını onaylayan sürece karşı oluştur. O atamız diye övündüğünüz son Osmanlı Sevr’i imzalamıştı. Açıktan bu; meşru olana ve vatana ihanetti. Son Osmanlının ihanetçi tutumla işgali onaylaması ve işgalcilerle iş birliği içinde olmasıyla meşruiyet ligini yitirmesi
Komşum, tarla kuşu gibidir. Sandıklar açılır açılmaz oyunu kullanıp gelmiş. Oldukça yaşlı bir hanımla karşılaştığını, oracıkta kısa bir söyleşi yaptıklarını anlattı. Belli ki hanım da yazlıkçılardan ya da buralı ama olağan programı dışında gelmiş. Belki de geri dönecek.
Ayhan Menteş Hoca ile birkaç defa röportaj yapma şansım oldu. Yaptığımız bir röportajında İnsan, hangi sanatla uğraşırsa uğraşsın, yaptığı her uğraş, onun kişiliğine zenginlik katar. Sanat, insana deneyim kazandırır. Uğraşları içerisinde insan, yeni kişilikler, yeni uğraşlar tanır. Bir arı, her çiçeğe konar. Turunç çiçeklerine konduğu zaman
1990lı yıllarda, oğlumun okuluna, Galatasaray Lisesine gittikçe o kocaman tablonun önünde durmadan geçemezdim. Çok uzun bir liste vardı o tabloda.
Oğlum gibi genceciktiler. Ülkeye nice aydın, devlet adamı yetiştirmiş, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Sultanisi-Galatasaray Lisesi) öğrencileri, gönüllü olarak savaşa gitmişler, bir daha geri dönememişlerdi.
Protesto böyle olmaz. Telefonu kırıp, dışarı çıktığında da elinde Amerikan Sigarası ile hava atamazsın. Ancaak, güçlün bir ekonomin varsa, sana karşı bayrak açan ülkeler ile göze göz dişe diş mücadele dersin... O da büyük ölçü de üretim ile yerli ve milli sanayi ile olacaktır... Bunun her zaman bilincinde
\*\*Kötü oyucuyu basit seyirci, kötü politikacıyı da cahil seçmen alkışlar.\*\* Seni dinleyecek çok kişi buldun diye sevinme, çünkü dinleyenlerin acaba kaçı seni anladı bilemezsin!\*\*Kalbi mühürlü olanın ağzından; ağzı mühürlü olanın da kalbinden çıkanlara çok dikkat etmeli.
Öğretmenliğe ilk başladığımda ilk 24 Kasım Öğretmenler Gününden büyük keyif almıştım. Kırsal bir kesimde bir ortaokulda Türkçe Öğretmeniydim. O gün, öğrencilerin bana olan ilgilerini, kucağımın çiçeklerle dolmasını, öğrencilerin bana sarılmak ve beni öpmek için yarışa girdiklerini hiç unutmuyorum. Belki bu nedendir ki 24 Kasım tarihini hep Öğretmenler Günü
Toplumda sosyal bozukluklara sebep veren hareketler...
Dershaneler kapatılırsa ne olur? Kapanan dershaneler özel okula mı dönüşür? Dönüşmez de, bir an öyle olduğunu varsayalım: Bu kadar özel okula öğrenci nereden bulacaksınız? Üstelik şu anda mevcut olan özel okullar bile kontenjanlarının çok altında çalışırken Dershaneler kapatılırsa işte asıl o zaman başbakanın söylediği merdiven altı hizmet başlayacaktır.
Mezarlığa girdiğimizde hayretler içinde kaldık. Neredeyse hemen bütün mezarların yanında bulunan vazo biçimindeki suluklar kırılmıştı. Bazı mezarların uç kısımları da darbe ile yara almıştı. Yani kırılmıştı.
30a yakın mezarın sulukları yok olmuştu. Amaç ne idi? Kim kırmıştı bunları? Veya kimler kırmıştı? Adeta organize bir saldırı gibi
Tıpkı Ferhat’ın Şirin aşkına dağları deldiği gibi, dağlar-tepeler aşılıp, yer yer tüneller kazılıp yepyeni bir yol yapılacakmış Çelikkan’dan Adıyaman’a…
Beni en çok şaşırtan Eskişehir Belediyesi K.S.İ.D. Başkanlığının, konserin gerçekleştirileceği tarihte ve saatte binanın kapısında beklemem gerektiği, bilet alan fakat gelemeyen dinleyiciler olduğu takdirde onların yerine bana bilet sağlayacaklarını söz konusu e-postada bildirmeleri oldu. Bu ne biçim arabesk bir vurdumduymazlık ve densizlik birader ? Ben 1950 doğumluyum. Bu
Soner Yalçın suçlu mudur, değil midir? Bunu ben bilemem, çünkü bu konuda bir yargıda bulunabilecek hukuk bilgisine sahip değilim. Ama zihnimin köşesinde beni rahatsız eden bir soru var:Ya suçlu değilse? Ne olacak o zaman? Onca çektikleri, ömründen giden günleri yanına kâr(!) mı kalacak?Son sözler Oruç Babadan: \*Masumun özgürlüğünü,
Bir sofradayım sanki sofra bezi var sadece. Yenilir yutulur bir durum değil açıkçası. Cimriliğin daniskası somfamda. Akıllar kıt, yürekler boş, beyinler fukara... Nereden tutsan sofra bezi aynı. Tat alınacak hiçbir şey yok. Kıtlık elde... Elimden ne gelebilir? Dudaklar boş sürahi... İçmeye varlar. Ağızlar kazan, yemeye varlar. Bir duvarın