"Gelecek, şimdinin geçmişidir, sadece biraz daha pahalıya mal olur." - Mark Twain (kurgusal)"

Alay Etmek ve İnsan Onuruna Saygı

yazı resim

İnsan, yaratılış itibarıyla onurlu ve değerli bir varlıktır. Bu onurun korunması yalnızca bireysel bir sorumluluk değil, toplumsal bir zorunluluktur. İslam ahlakı, insanın hem kendi şeref ve haysiyetini hem de başkalarının şeref ve haysiyetini korumasını temel bir ilke olarak benimser. Bu çerçevede başkalarıyla alay etmek, onları küçümsemek ve aşağılamak, yalnızca kişisel bir zaaf olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir kötülük olarak da değerlendirilir. İnsan Farklılıkları ve Gerçek Üstünlük Ölçüsü Allah, insanları fizikî yapı, akıl, yetenek, his ve zekâ bakımından birbirinden farklı yaratmıştır. Bu farklılıklar, hayatın zenginliğinin ve toplumsal işbirliğinin doğal bir gereğidir. Her insanın başkasından üstün olduğu bir yön olduğu gibi, eksik kaldığı yönleri de vardır. Dolayısıyla hiç kimse yalnızca sahip olduğu bir özellik nedeniyle bir başkasını küçümseme hakkına sahip değildir. Özellikle belirtmek gerekir ki renk, ırk, servet ve makam gibi dünyevî özellikler, İslam'a göre gerçek bir üstünlük ölçüsü değildir. İslam'ın insanlar arasında kabul ettiği tek üstünlük ölçüsü takvadır yani Allah'a karşı derin bir bilinçle yaşamak ve O'nun rızasını gözetmektir. Bu temel ilke, kibir ve üstünlük taslamanın hiçbir gerekçesinin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Alay Etmenin Mahiyeti ve Biçimleri Alay etmek, bir başkasının kusurunu, eksikliğini veya farklılığını alenen teşhir ederek onu küçük düşürme eylemidir. Bu davranışın özünde çoğunlukla kendini büyük görme ve karşısındakini değersizleştirme duygusu yatmaktadır. Başka bir deyişle, alay etmek büyük ölçüde kibirden beslenen ahlaki bir zaaftır. Alay etmek yalnızca söz ile yapılan bir eylem değildir. İnsan, başkasını aşağılamayı pek çok farklı biçimde gerçekleştirebilir: Söz ve yazı yoluyla: Birinin açık veya gizli kusurlarını, bedensel özelliklerini ya da toplumsal durumunu dile getirerek veya yazarak onu aşağılamak. Jest ve mimiklerle: El kol hareketleri, yüz ifadeleri ve beden dili aracılığıyla yapılan alaycı hareketler, bazen sözden de daha sert bir aşağılama aracına dönüşebilmektedir. Taklit yoluyla: Birinin konuşma biçimini, yürüyüşünü veya davranışlarını o kişinin istemediği bir şekilde taklit ederek gülünç duruma düşürmek de alaycılığın bir biçimidir. İma ve işaret yoluyla: Doğrudan söylemeden, ince göndermeler ve anlamlı bakışlarla yapılan alay, zaman zaman açık alaydan çok daha incitici olabilmektedir. Kur'an-ı Kerim, alaycılığın tüm bu biçimlerini açıkça yasaklamış ve bu davranışa sahip olanları şiddetle kınamıştır. Kötü lakap takmak da bu yasaklar arasında özellikle zikredilmiştir. Bir insana, hoşlanmayacağı ve onurunu zedeleyecek bir isim ya da ünvanla hitap etmek, onu açıkça aşağılamak kadar çirkin bir davranış olarak değerlendirilmektedir. Alaycılığın Bireysel ve Toplumsal Zararları Alaycılık, yalnızca alay edilen kişiye zarar vermekle kalmaz; alay eden kişiyi ve içinde bulunulan toplumu da derinden sarsar. Alay edenin saygınlığı zedelenir. Başkalarını küçümseme alışkanlığı edinmiş bir kişi, zamanla toplumun gözünde güvenilirliğini ve itibarını yitirir. Çünkü insanlar, birini alçaltmaktan zevk alan birini değer taşıyan bir insan olarak görmez. Bu nedenle alay eden kişi, farkında olmadan kendi saygınlığını da aşındırmaktadır. Değerli vakit boşa harcanır. Alaycılık, kişiyi kendi gelişimi ve hakiki sorunlarıyla yüzleşmekten uzaklaştırır. Başkalarının kusurlarıyla meşgul olmak, zamanı ve enerjiyi anlamsız bir uğraşa yönlendirmektir. Kardeşlik bağları zedelenir. İslam, müminler arasında güçlü bir kardeşlik bağı inşa etmeyi hedefler. Alay etmek ve küçümsemek ise bu bağı doğrudan tahrip eder, toplumda kırılganlık ve ayrışma yaratır. Düşmanlık ve intikam duyguları doğar. Alay edilen kişinin kalbinde zamanla acı ve öfke birikir. Bu durum, toplumsal barışı tehdit eden intikam ve düşmanlık duygularına zemin hazırlar. Böylece başlangıçta küçük görünen bir alaycılık alışkanlığı, kalıcı sosyal kırılmalara yol açabilir. Zarar sahibine döner. Başkalarının anne-babasına ya da yakınlarına yönelik çirkin sözler, çoğu kez aynı biçimde geri döner ve söyleyen kişinin kendi sevdiklerini incitir. Söylenen her kötü söz eninde sonunda bir şekilde söyleyenin dünyasına geri döner. Sessiz Kalmak da Bir Onay mıdır? İslam ahlakı, yalnızca bizzat alay edenleri değil, alay ortamına sessiz kalarak ortak olanları da sorumlu tutar. Alaycılığa tanıklık ettiğinde uyarıda bulunmamak, o ortamı terk etmemek ya da anlatılanlara gülerek katılmak, bu davranışı dolaylı yoldan onaylamak anlamına gelir. Bu nedenle müminin tavrı, yalnızca kendisinin alay etmekten kaçınması değil; aynı zamanda bu tür ortamlara mesafe koyması ve imkânı dahilinde uyarıda bulunmasıdır. Hakikati ve ahlakı yaşatmak, yalnızca kötülük yapmamakla değil, kötülüğe sessiz kalmamakla da mümkündür. Müminin Tavrı: İçe Dönük Bir Muhasebe Başkalarıyla alay etmek yerine izlenmesi gereken yol, öz muhasebedir. İnsan, başkasındaki eksiklikleri ve kusurları aramak yerine kendi noksanlarını görmeye ve gidermeye çalışmalıdır. Başkalarını küçümsemek, kişinin kendi iç dünyasındaki boşlukları başkasının üzerine yansıtmasından başka bir şey değildir. Gerçek olgunluk ise kendi sınırlarını ve kusurlarını fark edip bunları düzeltmeye çalışmakla elde edilir. Müminler, insanları incitecek her türlü söz ve davranıştan kaçınır; başkalarının şahsiyetini, inancını ve kimliğini zedeleyecek niteleme ve adlandırmalardan uzak durur. Hakkı ve hakikati insanlara ulaştırırken bile özenli ve saygılı bir dil kullanırlar. Çünkü söylenenin doğru olması, söylenme biçiminin kaba ve incitici olmasını meşrulaştırmaz. Alay etmek, yüzeyde masum bir mizah gibi görünse de özünde kibri, küçümsemeyi ve insana verilen değeri hiçe saymayı barındırır. İslam ahlakı, insanın onurunu en temel değer olarak kabul etmiş ve bu onura yapılan her türlü saldırıyı, hangi biçimde olursa olsun, yasaklamıştır. Gerçek bir mümin, kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi başkasına yapmaz. Başkalarını aşağılamak yerine onları anlamaya, küçümsemek yerine onlara değer vermeye çalışır. Sağlıklı ve huzurlu bir toplumun temeli, bireylerin birbirinin onuruna gösterdiği saygıdadır. Bu saygı, yalnızca büyük haksızlıklara karşı çıkmakla değil; gündelik hayatın en sıradan anlarında bile dile ve davranışa hâkim olmakla kurulur. Alay etmekten kaçınmak, insanlığa verilen en sade ve en derin saygı biçimlerinden biridir.

Yorumlar

Başa Dön