"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

James Brown 10

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

10

Gece yarısı tuvalete gitmek için barakadan çıktığında olay gerçekleşmiş. Ekin tarlasında çok parlak ışıkları olan yuvarlak, disk gibi bir cisim görmüş. Disk, yavaş yavaş tarlanın ortasına inmiş. “Nedir bu? Anasının bilmem ne ettiğim?” diye usulca söylenip saklanarak, eğilerek yaklaşmış. Bu tür şeylerin yüksek radyasyon yayacağını bildiği için daha fazla yaklaşmaya cesaret edememiş; ama durduramamış kendini. Orada bir şeyler oluyordu, ay ışığında insana benzeyen varlıklar vardı. Derken o sesi tanımış. O yaşlı adamın sesiydi bu, bu yaşlı adam tarım işçisi ailesiyle tarlada iş yapmak için gelmişti. İki oğlu vardı ve evlenmek istiyordu. Kamburu ve bastonu. Yeşil derili, koca kafalı, bir buçuk metre boyunda, eşek gözü kadar büyük gözlü, minicik burunlu, elleri ve ayakları kertenkele ayağına ya da tavuk ayağına benzeyen uzaylı varlıklar onunla Türkçe konuşuyordu. İçlerinde açık mavi derili uzaylı vardı, o da diğerleri gibi saçsızdı, çok hoş ses tonu olan kız şöyle diyordu: “Bu çok yaşlı. Antika. Bula bula bunu mu buldunuz?” Yaşlı adama dokunmuş. Buz saçmaya başladı bakışları: “İç organları iflas etmek üzere. Bir haftadan fazla süre yaşamaz.” Evet, yaşlı adamın birçok hastalığı vardı. “Bir haftadan fazla yaşamaz” demişti doktor. Ama denilenin üstünden bir sene geçmişti. Yaşlı adam sık sık içiyordu. Ve orada içmekten sızıp kalmış, uzaylılar etrafta keşif yaparken ona rastlamışlardı. Yaşlı adamın kafası güzeldi ve ufo’dan çıkan kıza şöyle dedi: “Çok güzelsin yavrum! Benimle evlenirsen on dönüm tarlamı üstüne yaparım.” “On dönüm tarla da nedir?” Uzaylı kız onun başına dokundu ve o an on dönüm kıraç bir tarla içinde buldu kendini “Beş inek ve bir boğa. Ve beş altın bilezik alırım sana.” Uzaylı kız yanındakine şöyle dedi, “insan ırkının en zekisini, bedenen en kuvvetlisini mi buldunuz çocuklar? Bu bir atık.” Süratle, arkalarını kolllayıp uzay gemilerine binerken ihtiyar adam hırsla kaleci gibi sıçradı ve uzaylı kızın bir bacağına yılan gibi yapıştı. Uzaylı varlıklar kibar, sevgi dolu ve barışçıl oldukları için onu kibarca oradan almaya çalıştılar; ama moruk yapışkandan beter biçimde bacağa yapışmış, bacağı öpüyor, kokluyordu. Birinin sabrı taştı ve sert bir tokat indirdi. Yaşlı adam bayıldı.

“Tam o esnada nöbetçilerden biri beni fark etmiş. Birden çevremi üç adet uzaylı sardı.”

Songül, uyandığında kendini uzay gemisi içinde buldu, elektronik bir cihaz “dıt dıt dıt” diye ötüyordu, beyaz bir sedye üstünde yatıyordu, bembeyaz bir odada. Elleri, kolları, ayakları sedyeye kemerle bağlıydı güzelce. Onları kurtarmak istiyordu. Zorluyordu. Tükürüyordu yaklaşanlara. Küfür ediyordu. “Kendini bize bırak tatlım, üstünde deneyler yapacağız.” Onu bırakmaları için hasta olduğunu söylemeye başladı. “Bize yardımın karşılığında sana bir armağan vereceğiz” dedi güzel uzaylı kız, “genç, diri, kuvvetli ve zihnen pırıl pırılsın. Dağ aslanı gibi sertsin. Cinsellik gücün muazzam. Ergenliğin, güzelliğin, enerjinin zirvesindesin. Onay verirsen seni dölleyip bebeğinin olmasını sağlayacağız.”

“Yok kardeşim; ne yapayım kel kafalı yeşil derili ucubeyi. Koca kafalıları zaten hiç sevmem, kurbağadan beter bir bebeği kim ister, yürüyün gidin işinize! Beni kaçırırken onay istemedin ve şimdi dölleme deyip onay mi istiyorsun, haydutsunuz!” “Sakin ol lütfen yürekli kız, burada kimse sevmiyor seni zaten, o devrimci düşüncelerini de kimse takmıyor. Bari bizle iş birliği yap da bir yere gel yeryüzünde.” “Beynimi yıkayamazsın; direneceğim!” “O bebek sende kalmayacak. Irkımıza yeni bir kan getirmek ve deneyler için kullanacağız onu.” “Diyelim kabul ettim. Beni aylarca esir mi tutacaksınız. İstemem.” “Hızlandırılmış hamilelik diye bir yöntemimiz, özel tasarlanmış modülümüz var, şurada gördüğün kabin içine girince yarım saat içinde hamile kalıp bebeği içinden alabileceğiz. Sadece yumuşa. Tohumlama için arkadaşımızı çağırayım. Cinsel ilişki seansı başlasın.”

Gorile benzeyen; ama tüysüz iki metre boyunda bir uzaylı göründü. “O çirkin ucubeyle ilişkiye girmem!” “E yeter ama! Şu can sıkan direnişçinin, pislik komünistin icabına bakın çocuklar!”

“Beni zorla kabine soktular. Koluma bağlı seruma bir şey enjekte ettiler. Sonra. İçim geçti. Açtım gözlerimi. Masallarda anlatılan prensler gibi çok güzel bir adam girdi kabine. O kadar güzel bir adamdı ki. Çok yavaş, kibar ve hisliydi. Beni öptü, kendini bana bırak yavrum dedi. Bayıldım. Kendime geldiğimde bir bebek gördüm, garip bir şeydi, yeryüzünde böyle bir şey hiç olmadı. Gece yerde gezinen iri böcekler aklıma geldi. Midem bulandı birden. Kustum.

“Bunun böyle olmaması gerekliydi” dedi tatlı sesli uzaylı, “derhal bir açıklama yapın?!” Biri keçi sakallı, öteki kavanoz gibi cam gözlüklü, öteki bastonlu ve çok yaşlı uzaylı birbirine baktı. Yaşlı olan uzaylı şöyle dedi: “Efendim, kozmik düğmeye basmayı unutmuşum. O yüzden RA5 üretimi hatalı çıktı.”

Ve güm diye bir ses geldi. Tarlaya inen ufo birilerinin dikkatini çekmişti. Biri elinde kazmayla uzay gemisinin kapısını kırmaya çalışıyordu, derken adamların sayısı çoğaldı karıncalar gibi. Uzay gemisi apar topar oradan ayrılmadan’pıjjjjjjjt’ diye tısladı bir minik kapı, “açıldı ve beni dar kaygan koridordan top gibi dışarı fırlattı. Bebeğimi de uzay battaniyesine sarıp kucağıma koymuşlardı. Birileri yaklaşıyordu bana, elinde kafama indirmek istediği kürek vardı, beni uzaylı varlık sanmış olmalı. Bebeğim onu fark etti ve değişik ışıklar saçtı, bir böcek vahşiliği başladı. Sesini duydum. Sanki öfkeliydi. Kemirme, tıkırtı sesi gibi, boğuk, ve tiz tonu da vardı. Ama kesin olan ses böceksiydi. Ne yapacağımı bilemedim. Sesi tek ben duydum. Bunu hissettim. Onu orada bırakıp kaçmayı düşündüm. Böceksi tınıda beni öyle tatlı ikna eden bir şey yükseldi ki içimin yağları eridi. Kaçmadım. Böceksi, kıskaçlı, tüylü, simsiyah, minik gözleri olan ve sekiz bacağı olan varlık aniden kocaman oldu, ortalama bir köpek kadar. Şeffaf kanatları vardı. Havalandı helikopter gibi. Biri yaklaşıyordu, ayak sesi giderek çok belirginleşiyor ve soluk alıp vermesi sesi geliyordu. Onu gördüm, elinde tüfek vardı. Ama o beni görmedi. Sigara içiyordu. Bir nefes alıp sigarayı çekti ağzından. İkinciyi çekecekti. Ağzı aralıktı. Öksürmüştü. Pırt sesi geldi. Böceksi varlık adamın aralık ağzından içeri dalmıştı.

Adam, silkelenir gibi sallandı, içinde bir şey alev gibi dolaşıyordu. Ağrı basan karnını tuttu, bağırmaya çalıştı. Olmadı. Küçücük bir böğürtü. Gözünden yaşlar düştü peş peşe. Alnında boncuk boncuk terler akıyordu, yüzü kıpkırmızıydı. Sarsıntısı bitti. Mavi gözlerinde mat bir ifade belirdi. Sabitti mavi. Durgundu. Sararıp solmaya başladı. Bir tarafa doğru iskelet gibi yürümeye başladı pinokyo gibi.

Birkaç adım sonra yere yıkıldı. Gözleri acıktı. Gözlerinde ay ışığının yansıması vardı. Böceksi yaratık baş ucunda onu izliyordu. Adam bir elinin işaret parmağını ona kaldırdı. Hemen sonra küfür anlamına gelen işareti çaktı. Ve böceksi varlık kılıç gibi kıskaçlarıyla parmakları jilet gibi kesip attı.

Yorumlar

Başa Dön