Sıcak Eller Soğuk Ellere Uzansa...
Donduran soğuklarda ihtiyaç sahiplerine,sıcak bir el uzatsak diyorum.
"Bir kitabı açmak, dünyaya açılan bir pencereyi aralamaktır. — Mary Schmich"
"Bir kitabı açmak, dünyaya açılan bir pencereyi aralamaktır. — Mary Schmich"
Donduran soğuklarda ihtiyaç sahiplerine,sıcak bir el uzatsak diyorum.
Uykuda bile rahat yok.
Biz, millet olarak: Azınlıkların hakkını savunacağız diye (el hak savunmalyız) bu ülkenin aslî unsurunu ölüme mi mahkûm edeceğiz?
Gelinlikle çıkmıştı seyahata Bacca.
Gelinlik ülkemizde kirlendi.
Gelinlik ülkemizde kana boyandı.
Bunun utancından hepimize düşen bir pay var.
Ben utandım açıkçası.
Bu Haçlı Ordularının kulisleri ile sürekli gündemde kalmayı başaran Ermeniler karşısında, gördüm ki bir dikkat kayması ve unutkanlık sürecine de girmişiz.
Ardından, bir arkadaşımdan bir yorum düşer sayfama: Köyde söylediler... ‘Adam karizmatik ,çok yetenekli. Yesin biraz. Herkes yiyor ki...’ Donakaldım, yesin biraz’a. Nasıl bir toplumuz biz, hırsızlığa alışmış.... ‘Sen çaldın mı hiç Naci abi’ dedim. ‘O nasıl laf başbakan mıyım lan!!!!’
Başkahraman anlatıcımız, o “sihirli kitabı” okuduktan sonra, “yabancı bir ülkenin tehlikeli sokaklarına çıkar gibi” 22 yıldır yaşadığı mahallesinin sokaklarına çıktığında, hem büyük bir öfke, hem büyük bir sevinç duyacaktır: Bugüne kadar hep kandırılmıştır. Öfkesi bundandır. Oysa, bu ülkenin çocuğu değildir o. Her şey değişmiştir. Bu topraklar “yabancı bir
Sadakayı sadece maddi olarak da düşünmemek lazım. Gözleri görmeyen bir vatandaşımızı, yeşil ışıktan karşıya geçirdiniz, bu da bir sadakadır. Bir teyzenin pazar filesini alıp evine kadar götürdünüz, bu da bir sadakadır... Mahalleden geçerken insanlara selam verdiniz, selam aldınız, bu da gayet tabi sadaka olarak sevap hanenize yazılacaktır...
"Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz." bu vasiyeti dikkate almazsak, elimizde yaşayabileceğimiz bir Türkiye Cumhuriyeti olmayacak.
Özgüven ile sınır tanımamak arasındaki ince çizginin giderek silindiği bir çağda, bireyin kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir yazı.
Okumamak için saatlerinizin büyük bir çoğunluğunu o Amerikalıların aptal kutusu dediği televizyon karşısında geçiriyorsunuz... Gözlerinizin yorulduğunun ve devamında bozulduğunun farkında değil misiniz? Oysa kitap okumak belki televizyon seyretmenin dörtte biri kadar gözlerinizi yorar...
Dershaneler, bu ülkenin sadece acınan, kan kaybeden eğitimin sonucu değildir; aynı zaman kan kaybeden, acınacak hale dönüşen ve çözülen aile yapısının bir sonucudur da.