"“Bazen söylediklerimin tek bir kelimesini bile anlamayacak kadar zekiyim.” — Oscar Wilde"

James Brown 6

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup, 6

6

İri yarı adam tarladan ayrılırken sigara yaktı. Toprak yola çıktı. Ufak tefek olan onu dövecek gibi sinirliydi: Çok ağır küfürler etti. “Elin tarlasına girdin. Sigara yaktın. Mısırın yaprakları tutuşursa, tarla kül olur gider. Adam buğday yerine avuçlarını mı yiyecek taş mı?” Kusura bakma, hiç aklıma geldi. Dalıp gittim çocukça. Çok eğlendim rahatladım ama. O bence gerçek bir insan gibi gelip görmeliydin. Tarlayı gözlemlediler uzun bir süre, yangın başlayacak mı başlamayacak mı, düşen kül ekinleri tutuşturursa önce duman çıkar. Baktılar her şey yolunda; basıp ayrıldılar oradan.

Hava çoktan kararmıştı. Ay ortaya çıkmıştı. Köyün güney cephesinde, köye yakın sayılabilecek noktada mezarlık vardı, mezarlık uzun dizi dizi ağaçlarla çevriliydi. Mezarlığın sonunda büyük böğürtlen ağacının yanında, sararmış otların içinde yatan iki kafadar vardı. “Uyan dedi Rüzgar, 1:50 boyunda, zayıf ve küçücük bir adamdı, 27 yaşındaydı. “Beni rahat bırak, aksi halde seni boğarım, sonra beni bırak diye yalvarma sakın.” diye cevap verdi Cebrail. Rüzgar, küfür etti, “gece yaklaşıyor, fırsat zamanı.” Sigara yaktı ve onun uyanmasını beklerken yüksek sesli düşünüyor, arada dostuna laf atıyordu. Onun uyanmasını beklemekten başka çaresi yoktu çünkü dostu 1:90 boyundaydı, göbekli ve iri yarıydı. Elleri çok kuvvetliydi. Tek eliyle gazoz kapağını bükerdi. İnşaat demirini bir koluna bilezik gibi bükerdi diğer eliyle. Cezaevinde tanışmışlardı. Sokaklarda yaşıyorlardı. “O halıları güzel paraya satarız umarım. Ama muhtara ve iki adama rastlamamız hiç iyi olmadı. ‘Ne halt arıyorsunuz burada?!’ dediğinde hayattaki her şeyi, kendimi unuttum. Muhtarın solundaki adamın belinde silah vardı. Çok tedirgin olup korkmuşlardı, belli etmemek için çok çabalamışlardı. “Halı işi olmazsa olmaz. Takmayız canım. Geziyoruz takılıyoruz, burasını sevdim. İnsan hiç yok. Halı işi olmazsa hayvan işi olur. Belki de olmaz.” Gözlerini hortlak gibi aniden açtı Cebrail, bir yumruğunu sıkarak ona doğru tuttu: “Lan kapçık ağızlı! Sen demedin mi halı işini?! Yüz bin kere anlatmadın mı beni evi biliyorum, keşif yaptım. Şimdi de olmazsa hayvan işi yaparız diyorsun. Ne hayvan işiymiş bu?” “Ya sakin ol dostum. Adam demedi mi ‘yanlışınızı görürsem götünüzden kan alırım. Sizi hiç gözüm tutmadı. Siktir olup gidin köyümden.’ Adam fotoğrafımızı çekti zihniyle. Bir sığır çalsak iyi para eder. Büyük bir sığır kaç lira haberin var mı? Ama böyle uyanıkların olduğu yerde hırsızlık da yapamayız.” Cebrail: “Evet, bize öyle pis baktı ki. Ne dediysek inanmış görünmedi gözüme. Burada bir suç olsa bizden bilecekler.” “Sorun etmeyelim. Başımızı belaya sokmayalım. Her köyde çiftçiler deli gibi çalışır ve çalıştıracak adam arar. Hayvanlara bakarız, olmadı tarlada çalışırız. Meyve bahçesinde. Ne iş olsa yaparız. Bak bu aylarda inşaat işleri olur. Kum çekeriz binaya. Çimento, kireç taşırız. Kalas, tahta.”

Yorumlar

Başa Dön