Türkiye"de Demokrasi
Türkiye'de demokrasinin oluşumu ve evrimi erken cumhuriyet döneminden itibaren tartışmalı bir konu olmuştur. Burada da bu mevzu Türk-İş Sendikalar Konfederasyonu örneği üzerinden analiz edilecektir.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Türkiye'de demokrasinin oluşumu ve evrimi erken cumhuriyet döneminden itibaren tartışmalı bir konu olmuştur. Burada da bu mevzu Türk-İş Sendikalar Konfederasyonu örneği üzerinden analiz edilecektir.
Dinler ilk toplumsal sözleşmeler olmasına rağmen, toplulukları iyi şekilde yönetememişlerdir. Bu yüzden Yahudilik ve Hıristiyanlık reform ve rönesanslar sonucunda "Laiklik, Sekülerizm ve Demokrasiyi" kabul edip siyasal yaşamdan ellerini çekmişlerdr. İslam dini neden hala siyasal dincilikte ısraralıdır?
8 Mayıs 2008'de başlayan öykü 31 Mayıs 2008'e kadar sürdü. Kamuoyunda yankılanması ise 28 Mayıs ile 31 Mayıs 2008 arasında gerçekleşti. İşte 2008 yılına damga vuran Cumhuriyet Halk Partisi'nin asparagas iddiasının kısa öyküsü...
1946’da çok partili siyasi hayat geçildikten sonra iktidara gelen sağ tandanslı partiler tek partili siyasi hayatın ve dolayısıyla devletin resmi ideolojisi olan Kemalizm’ e karşı açık ya da örtülü bir mücadeleye giriştiler. Askeri ve bürokratik entelijensiyanın ideolojisi demek olan Kemalizm’e karşı kendi meşruiyetlerini ortaya koymak için ‘milli irade
CHP’de herkes saygısından ötürü Deniz Baykal’a söz söyleyemiyor, ‘yahu bi çekil git artık, şu siyasetten elini çek ya da bari en azından biz CHP’nin önünü aç..’ diyemiyorlardı. Fakat içten içe bir mucize olsa da Deniz Baykal gitse diye dua ediyorlardı.. 1.Dünya savaşındaki gibi ortalık kaynıyor ama bir mazeret
Bu yazı Bülent Ecevit'in 1980 Darbesi'ne kadar olan dönemdeki siyasal faaliyetlerinin bir analizidir.
22 Temmuz Süreci, sivillerle sütatüko'nun ayrışma belirtilerinin sinyallerinden biridir. Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan'dan sonraki bu "Erdoğan" denemesinin Türkiye'yi ne kadar sivilleştireceği ise hala bilinmiyor.
Türkiye'nin yeni tarım stratejisi, kapsamlı bir dönüşüm vaat ediyor. Verim artışından dijitalleşmeye uzanan hedefleriyle kağıt üzerinde tutarlı görünen bu politika metni, uygulamada nasıl sonuç verecek? 2026-2028 Tarım Stratejik Planı'nın potansiyel etkilerini, risklerini ve başarı koşullarını detaylı inceliyoruz. Plan, atıl arazilerin değerlendirilmesinden başlayarak tarımsal kalkınmaya yeni bir soluk getirmeyi
8 yaşında bir çocuk gün boyu radyonun etrafında kıvranıyor, adeta nöbet tutuyordu. Bu kıvranışın sebebi, haberlerin başlamasını bekliyor olmasıydı. Haberler başladığında ise burnunu radyoya dayayıp, sanki sunucuyu görüyormuşçasına gözlerini hoparlör çizgilerinin olduğu bölüme dikiyordu.
Bulunduğumuz coğrafyanın bir hayli doğusuna düşen bu uzak diyarlarda kan ve göz yaşı hiç eksik olmuyor. Zaman,zaman basına yansıdığı kadarıyla şöyle bir göz ucuyla baktığımız haber başlıklarında deprem,sel baskınları gibi tabii felaket haberlerinin ötesinde dikkatimize konu olacak önemde gelişmeler nedense hiç basına düşmüyor. Arada bir teknolojide,sağlıkta,ekonomide dünya gündemini
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK aşkı sonsuzdur bende annemden gelen sol babmdan gelen sağ kol mücadelesi dahi orto yolu bozmayı beceremedi.
Amerika’nın, yeni başkan Obama ile dış politikada nasıl bir yol haritası izleyeceği konusu, bugünlerde en az Amerikan halkı kadar dünya kamuoyunun da ilgisini çekmekte. Doğrusu, bu eğilimi yalnızca ilgi düzeyinde bir merakla açıklayamayız. Çünkü 11 Eylül saldırılarının, oluşan kaotik ortamın miladı kabul edildiği tarihten bugüne aradan geçen bunca
Cumhurbaşkanını neden halk seçmemeli? Halkın başkanını seçtiği sistemlerde neler oluyor? Biz neden onlar gibi olamayız?
Yeni zamanlar yeni değerlendirmeler yapılmasını gerekli kılıyor. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz zamanda,medyanın bir temsil aktörü olarak hareket etmesinin dışında özellikle siyaset ile ilişkileri farklı değerlendirmeler yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu yazı boyunca,medyanın siyasete ve siyasetin medyaya etkisini örneklerle ele almaya çalışacağız. Bu doğrultuda çalışmamızı,medya açısından etki ve politika açısından etki
1970’li yıllardan itibaren alternatifsiz gibi gösterilerek uygulanmaya başlayan neo-liberal iktisat politikalarının artık sürdürülemez hale geldiği bu krizle birlikte çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Düzenlenmemiş piyasaya olan inanç artık sarsılmaya başlamıştır. Kapitalist sistemin dışarıdan bir müdahaleye gerek olmadan kendi kendini düzenleyeceği, Adam Smith’in meşhur tabiriyle “görünmez el” in
Egemen siyaset, sistemin değişmesini hızlandıracak dinamiğin önüne geçmek için tüm silahlarını kullanıyor. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ve zamanlaması itibarı ile bugünlere düşen bu pozitif kırılma süreci daha da hızlanacağa benziyor.