Sadece
Dünyadaki akan tüm gözyaşlarını anlatan yağmurlar kadar.
Hemen oradan uzaklaştı.Acı ve utanç dolu dünyasını gizlemeye çalışarak,insanlara çarparak gözyaşlarını gizlemeyi başardı
"Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir. — Cicero"
"Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir. — Cicero"
Dünyadaki akan tüm gözyaşlarını anlatan yağmurlar kadar.
Hemen oradan uzaklaştı.Acı ve utanç dolu dünyasını gizlemeye çalışarak,insanlara çarparak gözyaşlarını gizlemeyi başardı
Sinan, bıyıgı terlemiş genç yagız bir delikanlıdır. Köyde gece okullarına giderek okuma yazma ögrenmişti. Ailesinin maddi durumu iyi degildi. Sinan okula devam edemedi. Sinan evin en büyük ogludur. Babası gurbette çalışır,bayramlarda gelirdi. Evde görülen işleri yapar,işi olmayıncada keçı otlatırdı daglarda. Sinan sessiz pek konuşmayan biriydi.Akşam eve gelince annesinin
Ekran son derece koyu kırmızı fon üstüne sepiştirilmiş, neredeyse belirsiz kılcal damarlarla dolu. Manadan yoksun bir şeyler fısıldayan elektronik insan sesleri birbirleri üzerine bine bine yükseliyor ve sonra aniden son derece derinden gelen bir kalp atışı tarafından kesiliyor. Psikozun eşiğini çoktan aşmış bir insanın beyninde zuhur etmekte olan
"Bu hikayedeki tüm kahramanlar hayal ürünüdür, tüm hayaller ise kahraman..."
Kuru kuruya kahvaltısını ederken gözü kolundaki saatine ilişti. Öğleden sonra ikiyi gösteriyordu. Tüm gece poker oynamış biri için hiç de geç sayılmazdı. Hayattaki tek eğlencesi buydu işte, poker... Ailesini, işini, uğrunda feda etmiş, tek başına, sadece onun için yaşamaya başlamıştı. Gündüzler, geçirilmesi gereken boş saatlerken, geceler hayatını adadığı
Buz gibi keskin soguk, ciğerlerini yakıyor, yakalarını sıkı sıkıya kavramış ellerini kesiyordu. Saçları, yağan yağmurdan ıslanmış, damlalar yüzüne akmaya başlamıştı. Çantasında taşıdığı bıçak kalbini sıkıştırıyor, kan dolaşımını hızlandırıp ter içinde bırakıyordu onu. Köşeyi döner dönmez gördü otel yazısını. ‘İşte burası’ diye fısıldadı.
Anneleri küçük yaşta vefat etmiştir onunda bir kızkardeşi vardı bununda çocukları lery ve michle onlar daha lise öğrencileri oldukça haylaz ama zeki...
16'cı yüzyılda Boston kasabasında Angeleno erikleri yetiştirilirdi ağaçları oldukça kuvvetli gelişir yarı yayvan taç oluşturur meyveleri iri yuvarlak ve tatlıydı
Boston yakınlarındaki Quincy kasbasına satılırdı ordaki halk bu erikleri reçel yapıyordular çoğunlukla......
"Ne kadar saçma! Kolumuz güçlü, bileğimiz bükülmez diyoruz ama ne denli cılızız aslında.
Kardeşlerimizi öldüre öldüre başa geçip, üç asırdır saltanat kayığını yürütüyoruz salına salına, kasıla kasıla... Neden böyle sürsün? Doğu'nun hazineleri zaten bizde. Ben kardeşimi ya da kardeşim beni niye katletsin? Ama dil, yüreğin ve
Aile bostondaki angeleno the sun otelini çok sevmişlerdi daha ilk günde özellikle jim ve jil çok eğlenmişlerdir saat akşam onbir dir jil banyoya dişlerini fırçalayıp sonrasında kitpa okuyacaktır.....
bu gün çok yorgunum. aklımda binlerce tilki dolaşıyor. hava çok sıcak ve bunalıyorum.
bunalımımın sebebi ise çok farklı. uzun zamandır cemil'in beni aldattığından şüpheleniyorum . gerçi kendisi düzenliydi. ama son bir yıl içinde çok farklılaştı. parfüm s
Yaşanmış olaydan yola çıkılarak kaleme alınmış bu öykü, yakın tarite kaleme alınacak romanın bir özetidir
şimdi ise bunların hiçbirini yapmak istemiyordu zar zor kalktı bir sigara yaktı, uzun zamandır kendisi için yaptığı en iyi şeydi bu
Sabahın erken vakti çıkar evden. Sığındığı kentin sokaklarını bir bir geçer. Yenikapı da yan yatmış gemiye bakmaktadır. Sevgilisi kucağında uyumaktadır. Sabahın serin suları hışımla vurmaktadır gemiyi. Gemi karaya bağlanmıştır. Dalgalar vurdukça diğer ya