"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"

Bir Ruhun Dipnotları 12

yazı resim

Bir süredir hayatın bana ne gösterdiğinden çok, hayattan neyi seçip gördüğümü düşünüyorum. Aynı sokaktan yüzlerce kez geçiyorum ama her seferinde başka bir ayrıntı kalıyor aklımda. Bazen kaldırımdaki bir çatlak, bazen karşıdan gelen birinin yüzündeki yorgunluk, bazen de yıllardır orada duran ama ilk kez fark ettiğim bir pencere. Demek ki dünya, gözümün önünde duranların toplamı değil. İçlerinden hangisine yer verdiğimin toplamı. Belki de insanın yaşadığı hayat, başına gelenlerden önce dikkatinin nerede durduğuyla şekilleniyor.

Dikkat tuhaf bir şey. Bir şeye yöneldiğinde, geri kalan her şeyi sessizce karartıyor. Bir odada onlarca ses varken yalnızca ismimizi duyabiliyoruz. Kalabalığın içinden tek bir yüzü seçiyor, sonra bütün akşamı o yüzün ifadesiyle hatırlıyoruz. Zihin dünyayı olduğu gibi almıyor; onu daraltıyor, ayıklıyor, kendine taşınabilir bir hâle getiriyor. Belki de bu yüzden herkes aynı yerde yaşasa bile aynı dünyada yaşamıyor. Birinin gördüğü tehdit, diğerinin fark etmediği bir ayrıntı olabiliyor. Birinin sıradan bulduğu şey, ötekinin bütün gününü değiştirebiliyor.

Bunu düşündükçe bazı dönemlerimin neden birbirine benzediğini daha iyi anlıyorum. Hayat aynı olduğu için değil, ben hep aynı yerlere baktığım için. Eksik olanı bulmaya alışmış bir göz, bolluğun ortasında bile yokluğu seçiyor. Kusuru arayan biri, güzelliğin içinde uzun süre kalamıyor. Kendisine yöneltilen on iyi cümleyi unutuyor, bir küçümsemeyi günlerce taşıyor. Sonra yaşadığı dünyanın sert olduğuna karar veriyor. Belki haklıdır. Ama bazen sertliğin büyüklüğü, ona ayrılan dikkatin büyüklüğüyle de ilgili olabilir.

Bu düşünceyi kendime karşı kullanmak istemiyorum. Her şeyi bakış açısına indirgemek, başına gelenleri önemsizleştirmek kadar kolay ve zalim bir yol olurdu. Bazı şeyler gerçekten ağırdır. Bazı yüzler gerçekten kırıcı, bazı günler gerçekten karanlıktır. Fakat yine de insanın iç dünyasında garip bir seçicilik var. Acı yalnızca geldiği anda değil, tekrar tekrar çağrıldığı ölçüde de yer kaplıyor. Zihin bazı anları saklamıyor; onları sürekli yeniden ağırlıyor. Belki de geçmişin bugünde kalmasının bir nedeni, onun hâlâ görülmeye devam etmesi.

Sonra şunu fark ettim: Dikkat yalnızca dünyayı algılamıyor, ona değer de veriyor. Uzun süre baktığımız şey büyüyor. Üzerinde durduğumuz mesele önem kazanıyor. Adını sıkça andığımız insanlar içimizde daha fazla yer kaplıyor. Hatta bazen bir şeyin değerli olduğu için değil, ona çok zaman verdiğimiz için değerli olduğuna inanıyoruz. İnsan emeğini, bekleyişini, düşüncesini kolayca kutsuyor. Çünkü boşa harcamış olma ihtimali ağır geliyor. Böylece dikkat, yalnızca gördüğümüz şeyi değil, vazgeçemediğimiz şeyi de belirliyor.

Belki bu yüzden bazı şeyleri bırakmak, onlardan uzaklaşmaktan daha zor. Çünkü fiziksel olarak gitmek yetmiyor. Zihin dönüp bakmaya devam ediyor. Bir yerden ayrılıyorsun ama gün içinde defalarca oraya dönüyorsun. Bir konuşma bitiyor ama sen onu başka kelimelerle yeniden kuruyorsun. Bir ilişki sona eriyor ama dikkat, alıştığı yörüngeden çıkamıyor. İnsan bazen birini değil, ona bakma biçimini özlüyor. Hayatında kapladığı yeri değil, zihninde tuttuğu merkezi kaybediyor.

Dikkatin bu kadar belirleyici olması beni biraz ürkütüyor. Çünkü insanın günleri, büyük kararlarla değil, küçük yönelmelerle tükeniyor. Sabah ilk neye baktığın, bir cümlede hangi kelimeyi seçtiğin, kalabalığın içinde kimin yüzüne takıldığın, akşam hangi düşünceyi yanına alıp yatağa girdiğin... Bunların hiçbiri tek başına önemli görünmüyor. Ama zaman, önemsiz görünen şeylerin birikiminden oluşuyor. Sonra yıllar geçiyor ve insan, neye baktıysa biraz ona benziyor.

Belki karakter dediğimiz şeyin bir kısmı da burada kuruluyor. Yalnızca ne yaptığımızda değil, neyi görmezden gelemediğimizde. Birinin acısını fark edip geçememek, küçük bir haksızlığı büyütmeden içine sindirememek, kimsenin önemsemediği bir ayrıntının sende uzun süre kalması... Bunlar dışarıdan davranış gibi görünmüyor. Ama insanı içeriden biçimlendiriyor. Çünkü bakış, çoğu zaman eylemden önce geliyor. Görmediğin bir şeye karşı sorumluluk hissedemiyorsun.

Son zamanlarda kendime daha az büyük söz veriyorum. Hayatımı değiştireceğimi, bambaşka biri olacağımı, bir sabah her şeye yeni başlayacağımı söylemiyorum. Bunun yerine, dikkatimi nereye verdiğime bakıyorum. Çünkü belki değişim, insanın kendisini zorla başka birine dönüştürmesiyle başlamıyor. Her gün aynı karanlık köşeye bakmayı bırakıp, daha önce önemsiz sandığı başka bir ayrıntının yanında biraz daha uzun kalmasıyla başlıyor.

Dünya her gün yeniden kuruluyor belki de. Taşlar, binalar, yollar aynı yerde duruyor; fakat insanın gördüğü şey değişince, yaşadığı yer de sessizce değişiyor. Bu yüzden artık hayatımın bana ne sunduğunu düşünürken, kendime başka bir pay bırakıyorum. Bana gösterilenlerle, benim seçtiklerim arasındaki o görünmez mesafeyi.

Çünkü bazen insanın kaderi, karşısına çıkan şeyde değil, gözünü ondan ne kadar geç çektiğinde saklıdır.

Yorumlar

Başa Dön