Zamanla fark ettiğim bir şey var; insan yalnızca olup bitenleri değil, ihtimalleri de yaşıyor. Gerçekleşmemiş hayatların ağırlığını da taşıyoruz. Bazen bir sokaktan geçerken, yıllar önce verilmiş başka bir kararın peşinden gitseydim bugün nasıl biri olacağımı düşünüyorum. Merak ettiğim şey başarı ya da mutluluk değil. Merak ettiğim, o hayatın beni daha farklı biri yapıp yapmayacağı. Sonra bu düşüncenin içinde garip bir tuzak olduğunu fark ediyorum. Çünkü hiç yaşanmamış bir ihtimal, hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramıyor. Gerçek hayat eskidikçe, yaşanmamış olan kusursuzlaşıyor. Belki bu yüzden insan bazen sahip olmadığını, sahip olduğundan daha temiz hatırlıyor.
Kendimi en çok bu karşılaştırmaların içinde kaybediyorum. Yaşadığım hayatı, hiç yaşanmamış hayatlarla tartıyorum. Oysa onların hiçbir ağırlığı yok. Onlar hata yapmadı, yorulmadı, kimseyi incitmedi, hiçbir sabaha uykusuz uyanmadı. Çünkü var olmadılar. Gerçek olan yalnızca benim. Nefes alan, yanlış yapan, pişman olan, bazen yolunu şaşıran bu hâlim. Buna rağmen zihnim, var olmayan ihtimalleri hep benden daha iyi insanlar olarak hayal ediyor. Belki de insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri bu. Kendi gerçeğini, hiç sınanmamış hayallerle yarıştırmak.
Bir başka şeyi de geç fark ettim. Ben uzun süre seçim yaptığımı düşündüm. Oysa çoğu zaman yalnızca vazgeçiyormuşum. İkisi birbirine benziyor ama aynı şey değil. Seçim, bir şeye yönelmek. Vazgeçmek ise çoğu zaman korkudan geri çekilmek. Hayatımın bazı dönemlerine dönüp baktığımda, cesaret ettiğimi sandığım birçok şeyin aslında yalnızca daha büyük bir korkudan kaçış olduğunu görüyorum. İnsan bazen yürüdüğü yolu kendi iradesiyle seçtiğine inanıyor. Sonra yıllar geçince anlıyor ki, asıl yönü belirleyen ayakları değilmiş; kaçtığı şeymiş.
Ne tuhaf... Kaçtığımız şeyler bile zamanla değişiyor. Eskiden reddedilmekten korkuyordum. Sonra başarısız olmaktan. Bir süre sonra yanlış anlaşılmaktan. Şimdi ise başka bir korku var içimde. Bir gün alışmak. Hayata değil; kendime. Her sabah aynı düşüncelerle uyanıp bunları değişmez sanmaktan korkuyorum. İnsan bazen acının içinde kalmıyor çünkü çıkamıyor. Çıkmıyor çünkü içeride kurduğu düzen, ona kim olduğunu hatırlatıyor. En büyük uyuşma belki de burada başlıyor. Acının azalmasıyla değil, ona şaşırmayı bırakmakla.
Bazı insanlar hayatı olaylarla ölçüyor. Ben ise son yıllarda düşüncelerimin değiştiği günleri daha çok hatırlıyorum. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir akşamın, içimde yıllarca süren bir inancı sessizce değiştirdiği zamanlar oldu. Kimse bunu fark etmedi. Çünkü zihnin yön değiştirmesi gürültü çıkarmıyor. Bir cümle duyuyorsun, bir kitapta küçücük bir satır görüyorsun, bazen tanımadığın birinin yüzündeki ifadeye takılıyorsun. Sonra aylar sonra anlıyorsun ki, o gün senden eski bir düşünce eksilmiş. İnsan bazen bir olay yaşayarak değil, bir düşünceyi bırakarak büyüyor.
Belki olgunlaşmak da böyle bir şeydir. Daha çok cevap bilmek değil; bazı cevapların seni küçülttüğünü fark etmek. Eskiden her şeyi açıklamak istiyordum. Birinin neden gittiğini, neden sustuğunu, neden değiştiğini... Şimdi ise açıklamanın her zaman hakikate yaklaştırmadığını görüyorum. İnsan bazen anlam üretmekte o kadar acele ediyor ki, gerçeğin sessizliğine tahammül edemiyor. Oysa bazı boşluklar doldurulmak için değil, olduğu gibi kabul edilmek için var. Her neden bulunmuyor. Her yara bir ders taşımıyor. Her kayıp bir mesaj bırakmıyor. Hayatın en dürüst tarafı belki de bu. Her şeyi anlamlı kılmaya çalışmıyor.
Bunu kabul ettiğimden beri içimde ilginç bir değişim oldu. Daha az hüküm veriyorum. Kendime de, başkalarına da. Çünkü insanın bir davranışını gördüğümde artık onun bütün hikâyesini bildiğimi sanmıyorum. Bir sessizliğin arkasında kibir de olabilir, yorgunluk da. Bir gülümsemenin içinde samimiyet de olabilir, korku da. Ne kadar dikkatli bakarsam bakayım, kimsenin iç dünyasını bütünüyle göremeyeceğimi biliyorum. Belki bu yüzden son zamanlarda insanlara karşı değil, kesin yargılarıma karşı mesafe koyuyorum.
Galiba zihnin en büyük yanılgısı, belirsizliğe tahammül edememesi. Hemen bir isim bulmak istiyor, bir sebep, bir sonuç... Oysa yaşam çoğu zaman tamamlanmamış cümlelerden oluşuyor. Biz onları noktayla bitirmek istiyoruz. Belki sırf bu yüzden yoruluyoruz. Çünkü hayatın akışını değil, onun üzerinde kurduğumuz düzeni taşımaya çalışıyoruz.
Şimdi dönüp kendime baktığımda, eskisi kadar emin değilim hiçbir şeyden. Ama tuhaf biçimde, hiç olmadığım kadar huzurluyum. Kesinlik azaldıkça korkularım büyülemedi beni. Tam tersine, ilk kez nefes alacak kadar yer açıldı içimde. Çünkü artık her düşüncemi savunmak zorunda hissetmiyorum. Her hissimi sonsuza kadar taşımam gerekmiyor. Her inancımın beni ömrüm boyunca temsil etmesi de gerekmiyor.
Belki insanın en özgür hâli, her şeyi çözmüş olduğu an değildir.
Belki en özgür olduğu an, artık kendisini tek bir cevabın içine sığdırmaya çalışmadığı andır.


