Hayatınızda Vefasızlığa Yer Olmasın
vefa; sevgiden yoksun karanlık kör kalpleri aydınlığa kavuşturan ışık, insanlar arasındaki dostlukların meydana gelmesine vesile olan, kopması imkansız kalın güçlü bir bağdır.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
vefa; sevgiden yoksun karanlık kör kalpleri aydınlığa kavuşturan ışık, insanlar arasındaki dostlukların meydana gelmesine vesile olan, kopması imkansız kalın güçlü bir bağdır.
89 model siyah 911 porsche carrera tadında yıllandığımda görüyorum ki; ansızın doğru kadın sürücü geldi mi ne kadar seneler geçse de; zaman denilen kavram, sanki hiç yokmuşçasına pekala karşımda yenilebiliyor, biat ediyor, hatta bana saygı dahi duyuyor Ben de haliyle tam anlamıyla özüme döndüm diyebiliyorum.
Yüzyıl önceki insanlardan hiç biri şimdi yaşamıyor. Oysa yaşadıkları dönemlerde belki de bulundukları şehirlere, yörelere, beldelere bilgi, kültür ve kişilikleri ile ne güzellikler katmışlardı. Bir Mevlana'nın ve Nasrettin Hocanın Konya'ya Akşehir'e kattıkları... Bir Eyüp Sultan'ın İstanbul'a kattıkları, Bir Emir Sultan'ın Bursa İlimize kattıkları... Bunlar parayla pulla ölçülecek şeyler
Konfuciuz (Konfiçyus), hayatın anlamını şu iki kavram ile özetler: Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak. Sonra açıklar, kendine hakim olmak, insaniyetli olmak demektir.
Bu şiir, özgürlük arayışındaki kadının toplumsal baskılarla yüzleşmesini anlatıyor. Aile, çevre ve toplum tarafından dayatılan sınırların ağırlığı altında özgürlüğün bedelini sorgulayan metin, cesareti ve fedakârlığı da vurguluyor. "Bahçıvan bir gülün bin dikenine katlanır" sözüyle, değerli şeylere ulaşmanın zorluğunu ve ödenmesi gereken bedelleri şiirsel bir dille ifade ediyor.
Çok önemli bir şahsiyet Şeyma Subaşı hanım, Mısırlı milyarderle, özel jetle, yüzükle meşhurmuş. Şener Şen ağabeyimiz, kendisine layık bir rol bulamamasıyla meşhurmuş. Aleyna Tilki hanım kızımız, çabuk büyümesiyle meşhurmuş. Aziz Yıldırım hep haklı çıkmasıyla bayağı bir meşhurmuş. Serdar Ortaç beyefendi kumar tutkusunun zararlarıyla meşhurmuş... Erkan Petekkaya yazıp yazıp
Televizyon seyretmeyi pek sevmesem de ara ara bakıyor insan, gözünü alamıyor yine de. Bir iki kanalın bazı programları hariç dişe dokunur, kayda değer bir program yok. Laf olsun torba dolsun, diye, insanlara hoşça vakit geçirtmek için, özünde ise hiç bir şey vermeyen realite şovlar, insan metabolizmasını zorlayan programlar.
En mühimi Türk insanlarına yeni düşünce ve fikirler öğretilmesi gerek, özgürce düşünebilmelerinin önü sağlanması gerek.
Yaratanın olayı biraz da bu İyiler; kaçsa da, güce gelse de, kötünün anlayacağı dilde iki tokatlasa da asla sevilmiyor Sevilmeyecek de Niye? Çünkü kötüler onlar gibi değil Bu yüzden hep iyiliğin ve iyilerin ışığı çalınıyor
Bugün günlerden cumartesi! Aslında hiç halim olmamasına, vücudumda garip bir ağrı, sızı ve içten içe üşümeye bağlı titreme olmasına rağmen elime aldığım bir kitabın arasından 2004 yılına ait bir gazete kupürü düştü.
T.C. ibaresinden rahatsız oluyorsan eğer, kendinden utan, aklını sorgula. Bir atasözü der ki: “Sevilmeyen kişinin sesi dangıldak; yürüyüşü zömbüldek gelir.” Demem o ki, T.C. ifadesi seni rahatsız ediyosa eğer; bil ki senin cumhuriyet rejimiyle sorunun var.
Babalara özel olsun...
Aşk dediğin; öyle bir his ki Herkese göre değişir Herkes kendince hisseder ama toplumun gerektirdiği gibi davranmayı olağan sanır Bana göre ise Tek bir an. Tek bir an ama. Saniyelik Biliyorsun, bildiğini de biliyorum
Yıllardır sahip olduğunuz alışkanlıklar, beynimizin kimyasını değiştirmiştir. Nörol yollar sayesinde merdiven çıkmak, sigara içmek,
içselleştirilmiştir. Bu otomatikleşen eylemler, zihnin bazı konularda enerji harcamasını engeller. Burada başrolü kimseye kaptırmaması gereken, ÖZ DİSİPLİN giriyor devreye.
Öz disiplin, kimsenin bir şey demeden kendini kontrol edebilme yeteneğidir.
Hadi anlarım Ankaralılar denize koşsun kaplumbağalar gibi, İstanbulun denizi mi yoktu? Bodrumun kaçınılmaz geleceği İstanbul'unkiyle benzer mi?
Peki nasıl duracağız, bizi kim durduracak?
"Türk toplumundaki gösteriş merakını ve tüketim çılgınlığını eleştiren bu metin, pahalı arabalara sahip olmak için kredi çekenleri sorguluyor. Yazar, lüks araçların aslında değersiz 'tenekeler' olduğunu savunurken, prestij uğruna yapılan bu harcamaları 'Ayranı yok içmeye, atla gider çeşmeye' atasözüyle özetliyor. Metinde, gerçek ihtiyaçlar yerine gösterişe yönelen toplum eleştiriliyor."