Mağaranın Kamburu Eleştirisi
Benim gibi aksiyon-macera, kılıç ve büyü okuru bir vatandaş için ilk otuz sayfa bir mücadeleydi.
"“Deprem, insanın dünyayı sağlam sandığı için yazdığı en uzun dipnottur.” — Franz Kafka (kurgusal)"
"“Deprem, insanın dünyayı sağlam sandığı için yazdığı en uzun dipnottur.” — Franz Kafka (kurgusal)"
Benim gibi aksiyon-macera, kılıç ve büyü okuru bir vatandaş için ilk otuz sayfa bir mücadeleydi.
siyah ve bayazlara dair bir dünyada siyahlara dair bir hatırlatma, bir beyaz tarafından yazılan.
Kültürleşme ve etkileşme gerekli ve kaçınılmazdır, ancak kültürel yozlaşmaya sebep olan -gizli zorla- kültürleme (asimile) kendi ülkesinde yaşayan bir toplum için facia, yok oluş, savaşmadan teslimiyettir.
İnsan olmak ve bu şerefe nail bulunmak ne büyük bir nimettir.
Şükrü asla mümkün olmayan en büyük değerdir.
Fazilettir, payedir, şereftir, hilkattir.
Doğru, şiir evrenseldir. Ama evrensel olan her şey mutlaka mahalli bir köke dayanır. Tıpkı ağaçların kök üstüne bittiği gibi Kendi kaynaklarından beslenmeyen şiir betona dikilen çiçek gibidir; Tutmaz.
İnsan,yaratılanların en şereflisi…Dünyanın var edilişinin tek gerekçesi….Bütün mevcudat insana hizmet etmek için dünyaya gönderilmiştir.Hayvanlar,bitkiler,maden-
ler ve bilumum varlıklar!…
Türk televizyon dünyasının sabah kuşağında yaşanan renkli rekabet! Müge Anlı'nın tahtını kimse sallayamazken, Uğur ve Songül çiftinin doğaçlama performansları, Alişan'ın TRT'deki yemek programı ve Esra Erol'un akşam kuşağındaki şaşırtıcı hikayeleri... Toplumun ihtiyacı olan bu program silsilesi günlük hayatımıza nasıl nüfuz ediyor?
Rönesans'la başlayan, antik Yunan ve Roma esintileriyle dolu lâik, dinsiz bir süreçten sonra doyumsuz Batı, tekrar Ortaçağ'a, kiliseye ve ket vurulmuş özgürlüklere dönme eğiliminde. Hangi Avrupa ülkesine giderseniz gidin, kaldığınız otellerin odalarında bir İncil'i pekala bulabiliyorsanz, kiliselereskisinden daha fazla insanı çekiyorsa , İsa daha fazla sevilip, Meryem'e daha
Sonuç bir felaket; milli değerlerimiz zafiyet geçirmekte ve atomun çekirdeği gibi parçalanmakta. Her insan adeta bir “canlı bomba” gibi ortalıkta dolaşıyor. Dokunsan ağlıyor, söylesen seni yanlış anlayıp, sesini yükseltip, tartışma çıkartıyor, vb...
Sarı Yüz bir roman gibi başlamaz; bir itiraf gibi başlar. Ama fısıltıyla değil, kendini haklı çıkararak. R.F. Kuang, bir hikâye çalmayı değil, bir hayatı çalmanın ne kadar kolay olduğunu gösterir. Roman bizi rahat ettirmez; “Ben olsam?” sorusunu boğaza düğümler. Edebiyatın alkışla, görünürlükle, etiketle nasıl kirlenebildiğini anlatır. Kitap bittiğinde
İslam mezheplere indirgenmeyi asla kabul etmeyen Âdemi mekteptir. Âdemin fıtratı İslamdır ve İslam fıtrattır.
Kendilerine, fikir ve ilkelerine güveni olmayanlar, tahammülsüz olurlar; çünkü gelecek kaygı ve endişesi içine düşmekteler. Çünkü ilkelerinin, yalanlar üzerinde; fikirlerinin de çürük temellere dayalı olduğuna, dolayısıyla gerçeklere tahammül gösterirse, her şeyin olacağına varacağına ve bunun da kendi kariyerlerinin sonunu getireceğine inanıyorlar.