Demokrasi : Onlarda Neden Öyle, Bizde Neden Böyle
Merhaba.. Evet gelişmiş batı demokrasilerinde neden öyle, bizde neden böyle olarak bir inceleme yazısı yazmaya çalıştım, yorumlarınızı beklerim.
"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"
"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazansan bile, elinde kalan sadece soğuk bir boşluktur." Franz Kafka"
Merhaba.. Evet gelişmiş batı demokrasilerinde neden öyle, bizde neden böyle olarak bir inceleme yazısı yazmaya çalıştım, yorumlarınızı beklerim.
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Müdürlüğü yaptığım yıllarda Azerbaycana iki defa gitmiştim. Birçok Tiyatroyu gezmiş ve oynanan oyunlardan birkaçını izlemiştim. Azerbaycanlılar, sanata karşı büyük bir sevgi besliyorlar. Sanatçılarını asla unutmuyorlar. Birçok caddeye ya heykellerini dikiyorlar veya onların adlarını veriyorlar. Hatta sanatçılar için bir de orman yapmışlar. Ölen sanatçılarını da

Merhaba. Uyuyanı Uyandırırsın Ama Uyuma Numarası Yapanı Uyandıramazsın, başlıklı yazımı yorumlarınıza sunuyorum .
Bilinmeyen bir istasyonda, “iğrenç bir zamandayız”. Vincent ve Kornel bir tren istasyonun unutulmuş peronunda yolları kesişen iki filozof. Aslında onlar “evsiz” dediğimiz, mülkiyet ve aidiyet duygusunu çoktan aşmış insanlar. Yani, hayatta kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Kıssadan hisse “peron filozofları” olarak iştigal ediyorlar. Hayat, algıladığımız gerçeklik, birey, toplum, kamu,
Biri gelip de dibimde hem de hiç gerek yokken zart zart kornaya bastı mı ben şahsen gıcık oluyorum. Benim gibi bir sürü insanda biliyorum ki hiç hoşlanmıyor ve gıcık kapıyor bu duruma... Bildiğim kadar bir çok Avrupa Ülkesinde öyle gelişigüzel her yerde kornaya basamazsınız... Okul gibi, hastane gibi,
\*\* Cahille oynaşırken, nankörle paylaşırken, güçlü ile savaşırken dikkatli ol!\*\*Demokrasi, kendini koruma yeteneği çok zayıf olan bir rejimdir. O nedenle demokrasi ve özgürlük düşmanlarının faaliyetlerini en iyi sürdürebilecekleri yerler demokratik ülkelerdir.\*\*İkiyüzlülükten yakınıyordu; demek ki daha henüz yüzsüzle karşılaşmamış.\*\* Değiştir kendini, değişsin dünya.
Masumiyet Müzesi ise tamamen farklı bir şekilde kaleme alınmış. Gayet açık, sade, anlaşılır ve konuşma dili kullanılmış. Cümleler kısa ve net Okurken okuyucu hiç sıkılmıyor. Anlatılmak istenileni bir çırpıda anlıyor
Birinci tekil ağızdan anlatılan romanın son bölümünde anlatıcı, yerini yazara bırakmış. Roman sonunda, anlıyoruz ki, baştan
Soner Yalçın suçlu mudur, değil midir? Bunu ben bilemem, çünkü bu konuda bir yargıda bulunabilecek hukuk bilgisine sahip değilim. Ama zihnimin köşesinde beni rahatsız eden bir soru var:Ya suçlu değilse? Ne olacak o zaman? Onca çektikleri, ömründen giden günleri yanına kâr(!) mı kalacak?Son sözler Oruç Babadan: \*Masumun özgürlüğünü,
Toprak kokar Karadeniz kadınının elleri… Kınalı parmakları aş ve iş’te yara bere olmuştur hayatla mücadele eden bu yiğit savaşçıların. Odun kesip taşımak, çay toplamak, tarla kazıp biçmek, inek sağmak, fındık toplamak, evin işlerini görmek…. Bunlar Karadeniz’de kadının bitmek tükenmek bilmeyen işleridir. O eli öpülesi kadınların bu işlerden emekli
Sayın Bakan Ziya Selçuk (t)ebadan canlı derslerin okullardan yapılmasını istemiş olduğunu öğrendim biraz önce.
Bir şey isteme benden. Senin isteklerin hem kapkara bir böcek gibi sevimsizdir hem de çekirge sürüsü gibi talan edicidir. Karşında bitip tükenmeyen bir ırmak olsam da, sen sularımı kirletirsin. Yanında masmavi bir deniz olsam, bir karpuz gibi sularıma düşersin. Sana sofra dolusu yiyecek olsam, sen ekmeğe nankörlüğünü sürersin.
Kırmızı Bülten den daha da koyu bordo bülten ile aranan iki kartal, dört akbaba, beş de karganın ise en yakın zamanda Türkiye'ye iade edileceği Çek ya! Hükumeti tarafından tarafımıza bildirilmiştir... Çek ya işte bunlar diyen devlet bakanlarımızdan birisi ''Biz kuşları ne yapalım bize vereceklerse teröristleri versinler ipe un