Gözlerim Sevdiğinde O Ağlıyordu
Zihnim ise rüzgarıyla bir şeyler daha alıp katıyordu önüne.sevgi eksilmeyen tek şeydi
"“İlk kez aldatmaya başladığımızda, nasıl da karmaşık bir ağ öreriz!” — Sir Walter Scott"
"“İlk kez aldatmaya başladığımızda, nasıl da karmaşık bir ağ öreriz!” — Sir Walter Scott"
Zihnim ise rüzgarıyla bir şeyler daha alıp katıyordu önüne.sevgi eksilmeyen tek şeydi
\---Değerli okuyucular, dergimizin bu sayısında, söyleşi konuğumuz internet dünyasında fırtınalar estiren, edebiyat sitelerini alt üst eden bir yazar adayını tanıtmak istiyorum.Sayın Kazım Kolbastı,yı tanıyalım..Kazım bey, yazarlık serüveniniz ne zaman başladı..Doğarken mi yazardınız, yoksa sonradan mı oldunuz?
İkisi de ne diyeceklerini, söze nasıl başlayacaklarını bilemiyorlardı. Neden sonra Münevver söze ilk başladı. Bir şeyler konuştular, ancak ne konuştuklarını daha sonra ikisi de unutacaklardı. Bu heyecan dolu konuşma en fazla on dakika sürmüştü. Eve gitmek için arkasını dönen Münevvere şaşkın şaşkın bakakalmıştı Hayrettin. Eve yaklaştığında Münevver, arkasına
Birleşmiş Milletlerin onayı ile Türkiye Güney Kutbunda Antarktika Kıtasında üs kurma imtiyazına kavuşmuştu. Bu televizyonlarda bas bas bağırılıyordu. Ülke büyük bir sevinç içindeydi. En çok sevinen ise Meraldi. Haklıydı tüm ülkeden daha fazla sevinmeye. Kıtaya gidecek ekibin içindeydi. Gemiye binecek ve gidecekti. İlk kazmayı o zaman vuracaklardı.
Hüseyin amca, dişlerini göstere göstere “Gördün mü nasıl hortladım!” der gibi alaylı alaylı yüzüme bakıyor.
-Teyze sen daha önce mide kanaması geçirdin mi?
-Hayır, ama iki kez mide ameliyatı olmuştum.
Eyvah! Ya bu kez de benzer şey olursa! İnsan bilmediği bir konu üzerinde nasılda kuşkulanıyordu. Peki, bizim bu kaygılarımızı yok edecek kimlerdi?
Akla teslim olmamış, aklı dışlamamış bir sevgi… Rastlamadığı ve rastlamadığın bir güven umudu.
Apaçık, hesapsız kitapsız “Acaba?”lardan uzak sözler…
Konuşulmadan konuşmalar…
Bakmadan bakışmalar…
İzinsiz izinler…
Krizi iyi yönetemedik. Müşterilerimize verdiğimiz sözleri tutamadık. Bizim alacağımız borcumuzdan çoktu, fakat alacaklarımızı tahsil edemedik. Para gelmeyince konutları bitiremedik. Hatta temel attığımız iki arsada iki tuğlayı bile üst üste koyamadık. Yanımızda çalışanların maaşlarını ödeyemedik. Günü dolduğunda evlerini teslim almak için gelenler sıvası bile yapılmamış kaba inşaatları görünce önce
Bu öyküyü mutlaka yazmalıydım. Saatime baktığımda yarım saatlik bir sürem kalmıştı. İş yerim ile evim arasında ki mesafeye bu süre yeterliydi. Aksi halde hafızamdan uçup gitme tehlikesi vardı. Çünkü hastaydım. Her geçen gün her geçen saat beynim eriyordu. Acilen patronu görmem şarttı. Ama önce onun emir erini görmeliydim.
Akla teslim olmamış, aklı dışlamamış bir sevgi… Rastlamadığı ve rastlamadığın bir güven umudu.
Apaçık, hesapsız kitapsız “Acaba?”lardan uzak sözler…
Konuşulmadan konuşmalar…
Bakmadan bakışmalar…
İzinsiz izinler…