Usta, arabanın altından çıkıp elindeki bezle parmaklarını silerken başını iki yana salladı. “Yine aynı yerden kaçırmış,” dedi. Sanayi sitesinin dar sokağında kompresör sesleri birbirine karışıyor, açık kapıdan içeri mazot kokusu ve öğle sıcağı doluyordu. Geçen kış değiştirilen parçayı, birkaç ay önce duyduğum o ince sesi, gösterge panelinde kısa süre yanıp sönen ışığı hatırladım. Hepsini fark etmiş, yine de ertelemiştim. Usta arızayı anlatmaya devam ederken ben motora değil, hayatımda kaç kez aynı işaretleri görüp başka bir sonuç beklediğime takıldım.
Aynı hataya yeniden düşmek dışarıdan anlaşılmaz görünüyor. İlk seferinde bilmediğimizi, ikinci seferinde öğrendiğimizi, üçüncüsünde artık daha dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ne var ki bilgi, davranışın önüne her zaman geçmiyor. Bazı kararları sonuçlarını bilmediğimiz için değil, bildiğimiz hâlde veriyoruz. Daha önce bizi yoran bir ilişkiye benzer olana yaklaşıyor, sonunu tahmin ettiğimiz konuşmayı yine aynı öfkeyle sürdürüyor, bırakmak istediğimiz alışkanlığa en zayıf yerimizden geri dönüyoruz. Ardından kendimize kızıyor ve öfkemizi değişim sanıyoruz. Oysa insan bazen hatasını cezalandırarak değil, onun neden tanıdık geldiğini anlayarak değiştirebilir; ben bunu çoğunlukla iş işten geçtikten sonra düşünüyorum.
Tanıdık olanın güvenli olduğuna dair içimizde aceleci bir hesap var. Bir durum bize iyi gelmese bile nasıl ilerleyeceğini biliyorsak, belirsiz bir iyilikten daha kolay seçilebiliyor. Eski bir tartışmanın hangi cümlede büyüyeceğini, ilgisiz birinin ne zaman uzaklaşacağını, gereğinden fazla sorumluluk aldığımızda nasıl tükeneceğimizi biliriz. Acı sürpriz olmaktan çıktığında, tuhaf biçimde yönetilebilir görünür. Yeni olan ise güzel olsa bile beden için hesapsızdır. Bu yüzden kimi zaman huzuru değil, sonucunu önceden bildiğimiz huzursuzluğu seçeriz. Sonra da seçtiğimiz şeyi kader diye anlatmak, kendi payımızı görmekten daha katlanılır gelir.
Benzer insanlara yöneldiğimizi yıllar sonra fark ederiz. Yüzleri, meslekleri, konuşma biçimleri değişir; fakat yanlarında üstlendiğimiz görev aynı kalır. Birinde kendimizi kanıtlamaya çalışır, diğerinde terk edilmemek için susar, bir başkasında bütün yükü taşıyıp ihtiyaç duyulmayı sevgi sanırız. Karşımızdaki kişiler birbirine benzemese de içimizde onlara ayrılan koltuk aynıdır. İlişki başlarken yeni bir hikâyeye girdiğimizi düşünürüz, fakat bazen yalnızca eski rolümüze yeni bir oyuncu bulmuşuzdur. Bu cümleyi kurarken bütün sorumluluğu kendime yüklemek istemiyorum; insanların verdiği zarar gerçektir. Yine de sürekli aynı yerde inciniyorsam, yalnızca kimin vurduğuna değil, neden hep o mesafede durduğuma da bakmam gerekiyor.
Bu mesafeyi erken yıllarda öğrenmiş olabiliriz. Sevginin peşinden gidilmesi, öfkenin yatıştırılması, evdeki huzurun birinin susmasına bağlı olması bazı çocuklara doğal düzen gibi görünür. Çocuk, yaşadığı ilişkiyi seçmez; içinde kalabilmek için ona uyum sağlar. Fakat o uyum büyüdüğünde kişilik sanılabilir. Sürekli arabulucu olan, kimsenin yükünü geri çeviremeyen, sevgiyi kazanmak için emek veren biri yalnızca iyi kalpli olmayabilir; bağı korumak için başka yol bilmeyen biri de olabilir. Yıllar sonra karşısına sakin, açık ve güvenli bir yakınlık çıktığında rahatlamak yerine sıkılabilir. Çatışmanın eksikliğini duygunun eksikliği sanmak, eski hayatın bugünkü sevgiye bıraktığı en garip miraslardan biridir.
Her tekrarı geçmişe bağlamak da fazla kolay. Bazı hataları bugün sundukları kazanç yüzünden sürdürürüz. Ertelemek kısa süreli rahatlık verir, öfke güç hissi yaratır, sürekli çalışmak düşünmekten kaçırır, yanlış ilişkide kalmak yalnızlık ihtimalini uzak tutar. Davranışın uzun vadeli bedeli büyük olsa bile anlık ödülü yakındır; beden çoğu zaman uzağın hesabını değil, önündeki gerilimin nasıl azalacağını önemser. Ben de bazı seçimlerimi derin yaralarla açıklayarak kendime gereğinden fazla asalet verdiğimi biliyorum. Bazen mesele daha sıradan ve daha utandırıcıdır: Yapılması gereken zor geldiği için kolay olanı seçmişimdir. İnsanın kendisini anlaması, her davranışına dramatik bir kök bulmak değil, küçük çıkarlarını da dürüstçe görebilmektir.
Usta, motoru çalıştırmamı istedi. Kontağı çevirdim; araç birkaç saniye düzensiz titredi, sonra sesi toparlandı. “Bak,” dedi, “ses kesildi diye sorun bitti sanıyorsun. Biraz yol yapınca yine belli eder.” Bu cümleyi yalnızca arabaya söylemişti, fakat zihnim onu gereksiz bir ciddiyetle aldı. Biz de çoğu kez belirti geçince düzenin değiştiğini sanıyoruz. Bir tartışmadan sonra özür geliyor, birkaç sakin gün yaşanıyor, içimizdeki sıkışma azalıyor ve eski ilişkiye yeni bir ad veriyoruz. Oysa davranışın yüzeyi yatışmış, onu üreten düzen yerinde kalmış olabilir. Sessizlik her zaman iyileşme değildir; bazen sorun, yeniden konuşmak için uygun zamanı bekliyordur.
Kendi tekrarlarımda karşı tarafın değişmesini uzun süre yeterli sandım. Beni daha çok anlarsa susmayacaktım, daha güvenilir davranırsa kontrol etmeyecektim, daha fazla değer verirse kendimi kanıtlamayacaktım. Bunların bir kısmı doğruydu; ilişki tek kişilik bir düzen değil. Fakat ben değişmediğimde, iyi davranışları bile eski beklentilerime göre yorumladım. Geciken bir mesaja terk edilme, eleştiriye değersizlik, mesafeye sevgisizlik anlamı yükledim. Zihin, daha önce çizdiği haritaya uymayan yolları kolay kabul etmiyor. Yeni bir davranışla karşılaşsa bile onu eski hikâyenin içine yerleştiriyor. Böylece hayat değişirken biz, değişimin kanıtlarını fark etmeden eski sonuca doğru yürüyebiliyoruz.
Tekrarın içinde yalnızca çaresizlik yok. Aynı olayın farklı zamanlarda aynı acıyı vermemesi, içeride bir şeylerin değişebildiğini gösteriyor. Eskiden günlerce taşıdığım bir söz artık birkaç saat sonra yerini başka bir düşünceye bırakabiliyor. Önceden hemen cevap verdiğim yerde durabiliyor, alıştığım özrü duyar duymaz bütün meseleyi kapatmıyorum. Bunlar büyük dönüşümler değil; çoğu dışarıdan görülmez. Üstelik eski tepki kaybolmuyor, yalnızca tek seçenek olmaktan çıkıyor. Beden yeni sonuçları tekrar tekrar yaşadığında, tanıdık olanla güvenli olan arasındaki farkı yavaşça öğrenebiliyor. Aynı yolun başına gelmek, mutlaka aynı sonuna varacağımız anlamına gelmiyor.
Sanayide beklerken karşı dükkândaki çırak, söktüğü vidaları yere bıraktığı için ustasından azar işitti. Çocuk bir süre sonra yine aynı şeyi yaptı. Usta bu kez seslenmedi; eline küçük bir kutu verip yanına koydu. Çırak vidaları kutuya atmaya başladı. Bu kadar basit bir düzenlemenin davranışı değiştirmesi beni düşündürdü. Kendimizden yalnızca daha iradeli olmamızı beklediğimizde, hatanın ortaya çıktığı şartları yerinde bırakıyoruz. Aynı yorgunluk, aynı yalnızlık, aynı çevre ve aynı kolaylıklar içinde farklı davranmayı talep ediyoruz. Sonra başaramayınca karakterimizi suçluyoruz. Oysa kimi tekrarlar niyetten güçlü oldukları için değil, hayatımız onların işini kolaylaştıracak biçimde kurulduğu için sürüyor.
Araba hazır olduğunda usta eski parçayı tezgâhın üzerine bıraktı. Çatlak küçüktü; uzaktan bakınca sağlam görünüyordu. “Bunu atayım mı?” diye sordu. Başımı salladım, sonra nedensizce geri dönüp bir kez daha baktım. Hatayı hatırlamak için yanımda taşımama gerek yoktu; insan zaten kendisini yaralayan şeyleri gereğinden uzun saklamaya eğilimli. Fakat unutmak da güvenilir bir çözüm değildi. Asıl mesele, geçmişte ne yaptığımı bilmekle bugün aynı şeyi yapmak zorunda olduğumu sanmak arasındaki ayrımdı. Sanayiden çıkarken motorun sesini birkaç kez dinledim; düzelmişti, ama ben hâlâ eski sesi arıyordum.
Belki aynı hataların etrafında dönmemizin en derin nedeni, değişememek değil, değiştiğimizde kim olacağımızı kestirememektir. Eski yanlışlarımız yalnızca canımızı yakmaz; bize bir kimlik, bir görev ve tanıdık bir hikâye de verir. Hep terk edilen, hep kurtaran, hep öfkelenen, hep geç kalan kişi olmayı bıraktığımızda önümüzde özgürlük kadar cevapsız bir alan açılır. O gün arabayı başka bir yoldan eve sürdüm. Yol daha kısa değildi, hatta iki kez yönümü kontrol ettim. Fakat ilk defa şunu düşündüm: Daire çizdiğimizi çoğu zaman aynı yere döndüğümüzde anlıyoruz; değişim ise yolun nereye çıktığını bilmeden, tanıdık dönüşü bir kez kaçırabilmekle başlıyor.
Eve vardığımda motoru kapattım, fakat arabadan hemen inmedim. Sanayideki eski parçayı almamıştım; yine de gözümün önünde duruyordu. Küçük bir çatlağın bütün sistemi nasıl etkilediğini düşünürken, hayatımızdaki tekrarların da çoğu zaman büyük kararlardan değil, her seferinde önemsiz saydığımız küçük izinlerden güç aldığını fark ettim. Bir kez daha susmak, bir kez daha ertelemek, bir kez daha kendimizi aynı role teslim etmek tek başına kader kurmuyor; fakat her tekrar, seçmediğimiz yolu biraz daha yabancılaştırıyor. Belki değişimin en zor yanı eski hataya dönmemek değildir. İnsan asıl, o hata ortadan çekildiğinde kendisini tanımlamak için elinde ne kalacağını göze almakta zorlanıyor. Çünkü yıllarca aynı çevrede dönmüş biri için çıkış, yalnızca başka bir yol değil; artık suçlayamayacağı, saklanamayacağı ve ilk kez kendi adımlarıyla kurmak zorunda kalacağı bir hayat demektir.