O Hem Ulvi
Biz Malatyalılar olarak Vali Doç. Dr. Ulvi Saran’ı; ismi gibi biliriz…
Vali Ulvi Saran; ismi gibi benzersiz özellikler taşıyan bir validir…
O, hem Ulvi’dir hem yaralarımızı Saran’dır….
"Gelecek, şimdinin geçmişidir, ama henüz yazılmamış olanın." - Ursula K. Le Guin"
"Gelecek, şimdinin geçmişidir, ama henüz yazılmamış olanın." - Ursula K. Le Guin"
Biz Malatyalılar olarak Vali Doç. Dr. Ulvi Saran’ı; ismi gibi biliriz…
Vali Ulvi Saran; ismi gibi benzersiz özellikler taşıyan bir validir…
O, hem Ulvi’dir hem yaralarımızı Saran’dır….
özgürlüğümüzün farkında olduğumuz sürece özgürüz ama kendi sınırlarımızı da aşmadan.
Deli Hasan rolünseki Özmert Kıran’ı izlerken yıllar öncesine gittim. 1980’li yıllardaNKL’de oynadığım yıllar bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Edebiyat Öğretmenimiz Kemal Çobanoğlu’nun büyük bir özveri ile yönettiği “Cumhuriyet Çocukları”, “Cimri” ve “Hastalık Hastası” oyunları geldi. Çok zevkli ve eğlenceli anlar yaşamıştık. Kemal Hoca sayesinde tiyatro sevdasına
Ne hikmetse Malatya’da, birkaç yılda bir, bir fitne davulu çalınır…
1978’de Fendoğlu olaylarıyla Malatya yağmalandı…
1999’da başörtüsü meselesiyle sallandı…
2007’de baş kesmelerle anıldı…
Aradan çok zaman geçmemiş ki bu kez Sürgü’deki davulcunun tokmağıyla uyandı…
Anneler Günü gibi Babalar Günü gibi, Sevgililer Günü gibi özel günler aslında kapitalizmin çarklarının dönmesi için ortaya atılmış etkinliklerdir... Olsun ziyanı yok. Sene de bir gün de olsa sevdiğimiz birisi ile hediyeleşmek gerçekten güzel... Çok pahalı bir hediye de alsanız, basit ucuz bir şey de alsanız, annedir onlar,
Çok zaman basında da rastlıyorsunuz, hayvanlara eziyet eden yaratıklara. İnsanlıktan nasip almamış bu kulları, şimdilerde yakalandıkları zaman büyük cezalar bekliyor. Yok öyle artık, kediyi köpeği arabanın arkasına bağlayayım da koşturayım ya da atı eşeği sopayla öldürene kadar döveyim, canını çıkartayım, kedileri köpekleri bilerek zehirleyeyim... Bu gün yukarıda ki
Taraf gazetesi eski yazarı Sevan Nişanyan’na sesleniyorum; “Eceli gelen it cami duvarına terslermiş…”
Nişanyan’a bu dünyada tek bir duam(!) var…
Umarım akıbeti; Ariel Şaron gibi olsun…
Ne tam ölsün, ne de yaşasın.
Fişle nabızları attırılsın ama ölmesin…
Sabah kalkıyodum. Elimi yüzümü yıkayıp yemamı yiyodum. Sıra oluyoduk. Koşuyoduk, yürüyoduk, yemaa geliyoduk. Öğlen yemamı yiyodum. Sonra yine sıra oluyoduk. Yürüyoduk yürüyoduk geliyoduk. Akşam yemamı yiyip yatıyodum.”demiş. “E başka, başka bir şey olmadı mı?” demişler. “Yok, hepsi böyleydi.” demiş.
“Kendim için istiyorsam, namerdim” diyerek ikiyüzlülük yapmayacağım. Kendim için istiyorum. Çünkü sen, ben’sin; ben sen’im sevgili okur. Hep birlikte göklerin mavi, gri bulutlarıyız.
Hep birlikte; su, toprak, gök, mineral, bitki ve ağaç ve siyanür ve benzin ve ateşiz... Akıl almaz, kan dökücü silahlarız biz... Bebeleri bile
canımızı yakan terör belasına çözüm önerileri
bizler neden karanlıkların aydınlatılması için çareler aramıyoruz?
Bazen insanlar içinde bulundukları durumları sadece kendilerinin başına geldiğini düşünür. Halbuki biraz tarih ziyareti ve biraz da internet gezintisiyle bu durumların aslında, defalarca yaşandığını gözlemleyebilirsiniz. Kısa kısa alıntılarla, üç boyutlu devrimler. Medya, ,iktidar ve halk.
Lefkoşa gecelerine yabancıyım. Nerede eğlenilir, nerede yenip içilir pek bilmem. Gerçi eğlenceye düşkün biri olduğum söylenemez, ama yemek yemeği çok severim. Bu nedenle dostlarım bana “Seni yedirmektense, giydirmek daha iyi” derler.