"Dil, varlığın evidir. — Martin Heidegger"

İnceleme

yazı resim

Biz Neden Anlayışsız Olalım Ki? - 1 -

Sınıfımızda Afrikalı bir zenci arkadaşımız vardı. Ona sormuştuk. Hiç insan eti yediniz mi, diye. Bize anneannesinin başparmağını yediğini söyledi. İğrenerek sorduk. Neden yediniz, tıp okuyor ve aydın bir insansın sen? Diye sorduğumuzda, bize ilginç bir yanıt vermişti. Bu kendi kültür fanuslarında atadan beri gelen inançlarıymış. Eğer ölen bir

Tiyatro Soluyanlardan "Koca Bir Aşk Çığlığı"

Çılgın, deli dolu Jiji Ortega.(Tilbe Saran). Neredeyse bütün sahneyi kucaklayan kocaman hareketleriyle şaşırtan, büyüleyen, hayat dolu, enerjik bir kadın. Sahneye çıkarken elini yere vurup öpmesiyle bizi tam kalbimizden vurur. Bir oyuncu. Oynamaya aç. Sahnelerden altı yıl uzak kalmış. Sanki asırlar gibi uzun. Oyunun bir yerinde eski partneri, sabık

Din

Hicrî Yılbaşınız Kutlu Olsun

Biz Müslümanlar geçen zamanla birlikte değerlerimizden çok uzaklaştık. Kendi değerlerimizi bir kenara bırakarak Batı dünyasının değerlerine dört elle sarılır olduk. Bu durum kültür, sanat ve edebiyatta ağırlıklı olarak kendini gösterdi. Radyo, televizyon ve yazılı basın gece gün demeden bize yabancı değerleri şirin ve sevimli göstermek için uğraşıyor.

İsyana Hayır Mücadeleye Devam

Ölümü kabul etmek istemeyen, doğanın yasalarını kabul etmek istemeyen insan isyan eder. Oysa gerçekleri gören, gerçekleri kabul eden insan isyan etmek yerine mücadele etmeyi tercih eder. Beğenmediği şeyleri değiştirmeye çalışır fakat verdiği mücadelenin sonucunda başarısız olabileceğini de düşünür.

Konuğum Var (Iı) : Ethem Alpaydın"ın Güzel Türkçe"sinden Mario Vargas Llosa"nın Yazma Süreci ve Romana Bakışı

O zaman kurmaca bir eserle, bir gazete haberi ya da tarih kitabı arasında ne fark vardır? Onlar da sözcüklerden oluşmaz mı? Ve onlar da, anlatının yapay zamanı içinde gerçek zamanın sınırsız sağanağını kapsamazlar mı? Neyin gerçek olduğuna yaklaşırken zıt yapılar söz konusudur: Roman yaşama baş kaldırırır ve çiğner

Dil

Dil Savaşları

Haçlı devletlerinin Güneydoğu Anadolu ve Antakya'daki varlığı hem Avrupa dillerindeki bazı sözcükler ile yazımsal özelliklerin (dişil-eril ayırımı gibi) yerel dillere aktarılmasına, hem de yöre halkının ırksal ve genetik yapısının değişmesine yol açtığı açıktır. Yoksa Farsça'da olmayıp salt Avrupa dillerine özgü dilsel özelliklerin herhalde gökten zembille indiğini söyleyecek değiliz.

Başa Dön