Karanlık İstanbul Semalaı
Hyat tekerrürden ibaret değildir.Sonuçları ve ödenen bedeller daha da ağır olabilir.
"İnsan, anlattığı hikâyeler kadar yaşar. — Gabriel García Márquez"
"İnsan, anlattığı hikâyeler kadar yaşar. — Gabriel García Márquez"
Hyat tekerrürden ibaret değildir.Sonuçları ve ödenen bedeller daha da ağır olabilir.
„- Kim o?“, diye seslendi. Sesi titrekti. Günlerdir süren bir gerginliğin ardından ilk kez kapısı çalınıyordu
Bir süre sonra yazılarımı izedebiyatta göremezseniz, bilin ki, ekonomik önlemler paketime bir madde daha eklemiş ve internet bağlantımı kesmişimdir.(Bir devlet memuru emeklisinin nesine internet?) Bu, çok yakın bir ihtimal.İsterseniz şi
Türkiye' de aile düzenine ne oldu? Batı'nın amacı ne ? Suriye ile savaşa girmek ne kadar doğru?
Bir okyanus saklayın içinizde, sonsuz olsun. Yağmurlar yağdırın üstüne ve nehirlerle hissettirin herkese…
Bir aşkın ayrıntılarını saklamanın hüznü peşimi hiç bırakmadı: sinema biletleri, yemek fişleri, gidilen lokantalarda peçetelere yazılan küçük hatırlatma notları, özel tarihler, birlikte yürünen sokaklara verilen isimler, hediyeler, onun için yazılan şiirler, otobüs biletleri...
Elimde kocaman bir kutuyla, şimdi, yıllar önce onun yaşadığı evde, ondan geriye kalan
Bünyamin Sürmeli...
Evet, hava durumu deyince aklıma gelen tek isim Bünyamin Sürmeli! Gerçi herkes tanıyor ama, hani şu CNN TURK’ün sempatik Meteoroloji Müdürü.
İki insanın hayatlarını birbirine bağlayan sade ve samimi bir aşk hikâyesi. Maddi imkânsızlıklar içinde bile sevginin en değerli hediye olduğunu hatırlatan bu metin, günlük hayatın koşuşturması içinde yakalanan küçük mutluluk anlarını ve karşılıksız sevginin gücünü anlatıyor. Doğum günleri geçer, ama gerçek sevgi zamansızdır.
hayatın tüm anlamsızlıkların içinde bir anlam yakalamanın gerekliliğini anlatan kısa bir yazı...
Ben balımı dudaktan esirgerken
Çiğ taneleri sonbaharı gömsün,
Biraz yana kaysın cisimler ,
Ve ayaklarım yeşersin.
Kapımın önünde beni uğurlamak üzere açmış olan hanımelinin kokusunu çekiyorum içime sindirircesine…
Hiç olmadığı kadar dikkatli inceliyor evimi gözlerim…
Ve sık sık artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak cümlesi dökülüyor dilimden kendimin bile duymakta güçlük çektiği bir kısıklıkta…
biyolojik yaşıma inanamazdım nüfus kağıdımda yazmıyor olsaydı. yaşlandığımı gördüm aynada. aynalar mı yalancı yoksa o pembe kağıt mı? yoo hayır asla ruh yaşı o doğum yılıyla ölçülemez. basbayağı yaşlandım işte...
Hava kararıyor yavaş yavaş. Kim bilir hangi hislerin hüzünle tanışmasıyla etrafa siyahlık çöktü. Merak ediyor insan. Hangi şehirde kim şuan ayrılıyor birbirinden ya da seviyor birbirini diye.. Kahvemden son bir yudum alırken elim kayıyor dizelere. Son bir not daha ekliyorum kimsesiz sözcüklere; hiçbir gün size özel değildir.Çünkü...
Her şey ufak bir sarsıntıyla başlar. Bu sarsıntı bedeninde binlerce ufak sarsıntıyı tetikler. Bilinçsiz bedeninin yorgun gözleri ağır ağır açılır. Sarsıntıların zelzeleden değil, güzel ülkemin berbat yollarından dolayı meydana geldiğini, Dikmen-Kızılay güzergâhında, yokuş aşağı son hız gitmekte olan dolmuşta olduğunu farkedersin.
Ocak ayının ikinci yarısını sürmekte olduğumuz bir zaman dilimini yaşamaktaydık. Kış tam anlamıyla kendini hissettirmeye devam ediyordu.
Hiç farkına varmadığımız tesadüflerle dolu hayat. Biz göremiyoruz, fakat ilginç bir şekilde hayatımız belli etkileşimler üzerinden şekilleniyor.
Bir film olsa hayatımız, bu filmi izleyenler yaşanan tesadüfler yüzünden filmin ne kadar ilgi çekici olduğunu fark edip, büyük bir merakla izlemeye devam ederlerdi filmi.
Bu tesadüfleri