Günlük - 10
Yaşamın sanat haline getirilmesi. Kendimi bir enstrüman olarak değerlendirirsem, istediğim; onunla yapabileceğim herşeyi son noktasına kadar yapabilmek.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Yaşamın sanat haline getirilmesi. Kendimi bir enstrüman olarak değerlendirirsem, istediğim; onunla yapabileceğim herşeyi son noktasına kadar yapabilmek.
Sabah olmuş,günün peçesi kalkmış,güneş yüzünü göstermeye başlamıştı.Şehir uyanıyordu,arabalar,insanlar yolları doldurmaya başlamıştı.''Bizim güneşimiz ne zaman doğacak acaba'' diye düşündü Eda;''ne biçim bir iş bu,güneş istedikçe gece oluyor'' Sedef'in gözlerinden akan yaşları görmüştü.Çok zordu çaresizlik çok...Seslerın sözlerin kifayetsiz kaldığı anlardı bunlar.Acı sesle ya da harfle anlatılmıyordu,ancak yaşandığı zaman tanımlanabiliyor,''budur'' denilebiliyordu..Önce

Sevmek illaki sahip olmak değildir. Sevdiğinin mutlu olması da yetebilmeli bazen sevene. İlla karşılığı olması gerekmez sevginin, sadece sevmek de güzeldir ve sevilmek şart değildir her zaman. Karşılık olmaz sevgide, sevilmese de sevdiğine hizmet etmeli insan. Yoksa ticaretten ne farkı kalır sevginin...
...Bir konu bitmişken ve bir diğerine balıklama dalmak garip görülebilecekken oluşan o boşluk ve sessizlik anından nefret ediyorum. Kasetinizin 1. ve 2. yüzlerinin süreleri birbirinden farklı olabilir. Kasetinizin arka yüzüne geçmeden bandı sonuna kadar s
Harflerin karakterleri vardır. İnkar etmeyin.
Sonra geyşaların hizmetinde, muhabbet ve eğlence faslına geçiliyordu. Geyşalar, hem yerel çalgılarıyla müzik yapıyor, hem de en zarif ve kıvrak danslarını bu olağanüstü konuklar için sunuyorlardı. Bu masalsı uzak doğu eğlentisinin tam ortasında bulunulurken, verilen bir haberle kaptan dışarı çıkıyordu.
16 Martta piyasalarda olacak olan kitabımı ilk siz İzedebiyatcılarla paylaşmak istedim
Wikileaks belgeleriyle tekrar gündeme gelen Irak savaşı ülkemizi yakından ilgilendiriyor. Savaş hakkında çok konuşuldu, çok şey söylendi
2003 Martında herkes televizyonlara kilitlenmişti. Ancak sınırda olanları pek az kişi biliyor
O günlerde Amerikan ordusunda tercüman olarak sıcak bölgede görev yapan gazeteci Ahmet Alpan sınırda ve
Bufmero Buftaranın yanına sokuldu ve onu Boker oynamaya davet etti. İki parmağının arasına sıkıştırdığı kadehin içinde ne olduğu bardak ağaç kovuğuna ulaşıp da tuzla buz olduğunda anlaşıldı.
Yarım kadeh Bufın özütü...
Hani şu kaktüsvari bitki... Dilde bıraktığı tad için nice bufalolar yakılır, bir kadeh
Güneş; yüksek oranda nemli havayla, insan vücudunu ıslak kavuruyor, terletiyordu. Aslında bedenlerden çıkan bildik saf ‘Ter’ de değildi. Sanki vücudun deri altı yağı, terle yoğunlaşarak akıyordu
-“Lanet olsun!”
Yere tükürdü. Şaşkındı, sinirden tekrar ağlayacaktı. Kendine mani olmaya
çalıştı; başaramadı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bazen kesilen nefesini düzenlemek için duruyor ve tekrar. Eline geçen bir şeyi fırlattı. Küfürleri hıçkı
Yaraları nedeniyle ölümü beklemekten başka bir seçeneği kalmayan bir hayvandan tek farkı: Fiziksel gücünün ve sağlığının tamamen yerinde olması. Ölüm fermanı doğanın buyruğu ile değil, toplumsal erkin devredildikleri tarafından verilmişti.