İnsan ve Tesadüfen İnsan...
Oysa insan dedikleri el, ayak, baş değil… İnsan diye manaya derler , suret ile kaş değil…
"Bütün büyük edebiyat, iki hikâyeden biridir: yolculuk ya da yabancının gelişi. — Lev Tolstoy"
"Bütün büyük edebiyat, iki hikâyeden biridir: yolculuk ya da yabancının gelişi. — Lev Tolstoy"
Oysa insan dedikleri el, ayak, baş değil… İnsan diye manaya derler , suret ile kaş değil…
Bu yazıyı asla üst sıralarda yer alma isteği ile yazmadım dostlar. Benim tek amacım dilimizi kullanırken biraz daha dikkatli olmanızı sağlamaktı. Her zaman eleştirilere açık olduğumu bilmenizi istiyorum. Saygılarımla...
Sevginiz nedeniyle hissettiğiniz aydınlığın kaynağı ne? Sizi sevmeyen sevdiğiniz böyle ışıldayabilir mi? Ve sizin coşkun sevginize neden cevap veremez?
“Yeryüzünde kim bir başkasının – hatta kendinin kalbini tanıyabilir ki?”
Ford Madox Ford’un, “En Acıklı Öykü” adlı kitabının konusu bu sorunun etrafında dönmektedir...
Aşk, tutku, hırs, gizlilik, acımasızlık ve parçalanmışlık vardır bu hikayede...
En acıklı öykü diye başlık atılmıştır bunca güçlü kavramı
Sevmek ve değer vermek. Yalnızca iyi olduğu için, sevgiyi iyiliği barındırdığı için, çıkarsız, beklentisiz, yürekten ve samimice. Sevmek, İnsanı sevmek. Tüm güzelliklerin insanı sevmekle başlayacağını bilmek. İnsanı, gerçek insanı sevmek.
Hey aşk; sen adama neler yaptırırsın.
Aşk için senin yanından pas geçiyorum. Aşk uğruna ve aşkımla..
Saat yine üç,
Belki biraz beş geçiyor.
Ben yine biraz sessizim. Yine biraz bulanık…
Yine biraz derinlerdeyim. Yine biraz soğuk…
Kış gibi üşüyorum bugün… Kış gibi soğuk geliyor haziran…
Martı rüzgarları yeterken iki tutam saçını uçurmaya…
Sen zamanından önce başardın bunu, öpmelisin aynadaki aksini sarı çocuk…
Öpmelisin ve öpüşürken kendinle,
Bir surete kaç sırtlan gizleyebildiğini incelemelisin, küstah bakışlarla, süzerek, süzülerek…
Mutsuzlukla sevişen kemik erimelerin, günün hangi halindeyken, seni ziyaret
Haftalarca süren ve gerilla savaşına dönen ilişkimiz. Gündüzleri kuytu yerlerde pusuya yatıp geceleri yalnızlığa indirdiğimiz vur kaç saldırıları.
bu yazımda kitap okuma oranlarımız,gerçeklerimiz,sorunlarımız,yazara düşen görevleri kendimce yazdım ve bir çözüm yolu sundun umarım beğenilir
Siyah beyaz netliğinde bir dünya kurgusuyla, modern/kapitalist dünyanın vahşi mirasıyla yüzleşiyor insanlık.
Çocuklarımız için Osmanlıca hâlâ "bu dil" ifadesindeki yabancılıktan payını almayı sürdürüyor. Namık Kemal'in yazıları çocuklarımız için ne yazık ki bu yüzden hâlâ bir yabancının yazıları gibi... Cevdet Paşa sanki bugün bize bizden biri gibi mi görünüyor? Elbette, artık o da bir yabancı... Peki ya Akif, Gökalp, Elmalılı, Babanzâde