Hayata Dokunmak
Hayata dokunmak, yaşamı tam dokunduğumuz yerden yakalamak belki de... Yaşamda bizim için çok önemli olduğunu belkide farkedemediğimiz bir duyuyu yüz üstüne çıkarmaktı tüm isteğim
"“Bazı insanlar hiç delirmez. Ne korkunç hayatlar sürüyor olmalılar.” — Charles Bukowski"
"“Bazı insanlar hiç delirmez. Ne korkunç hayatlar sürüyor olmalılar.” — Charles Bukowski"
Hayata dokunmak, yaşamı tam dokunduğumuz yerden yakalamak belki de... Yaşamda bizim için çok önemli olduğunu belkide farkedemediğimiz bir duyuyu yüz üstüne çıkarmaktı tüm isteğim
“…..yazdıklarınızı göndermek istemiyorsunuz bana öyle mi? İnanmıyorsunuz bana öyleyse. Kafamda yarattığım kadını sarsar mı sandınız? ...”\* Franz Kafka
zor olan hayat mı yoksa ruhumuzu hala bir fanusun içinde havasız bırakmaktadirendiğimiz için her nefes alamayışımızda hayatın zorluğumu geliyor aklımıza..?neden okyanusu yada bir denizde yaşamak varken fanusu tercih ediyoruz?denizin zorluklarından k
Kabul ediyorum gerçeği ; yalnızca hayatın doğru söylediğini . Gerçek bu olmasaymış desem de kabul ediyorum hepsini . Yalnız onunlayım , sadece hayatla " bir " im . İki kişi “ bir ” olmak yokmuş . Gerçek buymuş . Hayatta herşey değişirmiş gerçeklerin de zamanı dolmuş...
Hayat bu değil miydi özünde, yüreğinin götürdüğü yere gitmek ve gittiğin yerde mutlu olabilmek. Kimsenin ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne dediğini önemsemeden. Dilediğin gibi yaşayabilmek hayatı...
İçinde koca bir geçmişi barındırırken elbette gitmek kolay değildir.
Sen ise korkarsın açılan boşluğun kalıcı olacağından yada dolduranın alışkanlık halini alacağında...
Doğmak veya ölmek fark etmiyor aslında. Her ölüm yeni bir doğuma gebe kendi içinde. Her doğum da yeni ölümlere.
Umutsuzlukla bilenmiş bir çakıl taşı eski halını almayacağı gıbı onarılmaz bır gurur incitmiş vefasız bir dost olmuş vefalı bir dost kaybetmiştim..çakıl taşı misali..
Belki de anılarımıza sahip çıkmamız gerektiğini hissettiğimiz için bilinçsiz bir sorumluluk duygusuyla onların elinden tutup, ve hatta onları çekiştirip hüzün topraklarına koşturuyoruz.
ali poyraz oğlunun kobay isimli oyunundan sonra yazılmış bir yazı...
Günlerin hayin pusularında kalmışım, ay doğmaz, güneş
gülmez pencerelerime, bilmesende bir derin
karanlıktayım.Sayki ölümüm sayki yetimim, sayki
ağlamaklıyım...
Canıma kastı var saatlerin, akrebi zehirliyor,
Pekala hissetmenin çok ötesinde, sonsuzda, mecranın şu an itibariyle, içkin bir aşka evrildiği sabitlendi.
İnsanoğlunun tamamen eşit olduğu an, mekan, benliğin hışma uğradığı vadi: aşk, ölüm.
belki komik gelecek ama, daha uzun yazılar yazabilmek için tavsiye bekliyorum...
Hayatın kimliğine dair bir deneme.Onun dilinden anlamak onu tanımak için bir ipucu var:ZAMAN....Zaman açtırıyor açmayan çiçekleri;zaman konuşturuyor hiç susmayan yürekleri...Bu yazıda hikayesi dinlenilen bir dost var.Ancak cümleler tamamen bana ait.Canım arkadaşımın bugün doğum günü.Onun bu mutlu gününü yürekten kutluyorum...
evet istersen her şeyi değiştirebilirsin,istersen eğer görebilirsin ve istersen eğer hep seninleyim,yeterki beni hisset,varlığımı menfi çıkar istemlerinle kirletme...
Anne, şimdi sokaklar benimle oynuyor anne. Onları da yamalar mısın? Hepsinin üstünde yırtık hayallerim var anne.
" Sana bugüne kadar kimseye anlatmadığım, şimdiye kadar bana ait kalan bir dünyayı anlatacağım.
Anlamak için sadece hayal gücüne ihtiyaç duyduğun bir serüvenin sonuna geliyoruz... Bundan sonra serüven yine sürecek, hayal gücüne yine ihtiyacın olacak... A