Adını Unutum Şimdi
Adını unuttum şimdi, herkes gibi. Uzun bir ismi vardı, tiyatro yaşantısındaki uzun 61 yıllık ömrüne tekabül eden. Tatlı dilli, derviş ruhlu bir insan olduğunu anlatırlardı bana.
"Bugün 20 Nisan 2026, saat 03:00. Henüz bitmemiş bir romanın bitmemiş bir cümlesi gibi..." – Virginia Woolf (kurgusal)"
"Bugün 20 Nisan 2026, saat 03:00. Henüz bitmemiş bir romanın bitmemiş bir cümlesi gibi..." – Virginia Woolf (kurgusal)"
Adını unuttum şimdi, herkes gibi. Uzun bir ismi vardı, tiyatro yaşantısındaki uzun 61 yıllık ömrüne tekabül eden. Tatlı dilli, derviş ruhlu bir insan olduğunu anlatırlardı bana.
Atatürk ü ölüm gününde üzmek istemezdim, ancak o nasıl olsa herşeyi biliyordu...TÜM ACILARI DA...
YZ
Özellikle son zamanlarda, savaşlarda ölen milyonlarca masum insan, açlık, kıtlık ve salgın hastalıklar gibi ciddi dertlerle baş etmeye çalışan Allah’ın, sıradan ölümlülerin iş, eş, para, mevki, şöhret, Pop Star olma, ‘Kim Kimi Becerecek’
B. Nihan Eren
Aydın kimseler, bilinçli insanlarımız, esen her rüzgâra kendilerini kaptırmamalıdır; durulması gereken yerde kalarak, gerçeklerden yana taraf olup, objektif bir duruş sergilemelidirler. Her konuda gerekeni söylemesini bilmeli ve gerçeklerin yanında olmasını bilmelidirler. Gündemin kuyruğuna takılıp gidemezler; gündeme kendi damgasını vurmalı veya gündemi kendileri oluşturmalıdırlar.
Eğer hukuk, hukukun üstünlüğünü egemen kılsaydı: Hiç ama hiç kimse 27 Mayıs darbesini gerçekleştirmeye cüret edemez, milletin hür iradesini yok sayamaz, milletin seçtiklerini deviremez, özel mâhkemeler kurup devletin 10 yıl başbakanlığını yapan Menderes’i ve arkadaşlarını emirle yargılatamaz ve emirle idâm kararı verdirip dârağacında sallandıramazdı... Bu ülkede, herkesten önce
Öğretmenimle ilgili nostalji yaşadığım bir anı...
Kompozisyon olarak yazdığım acemice bir yazı belki de...
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder M.Kemal ATATÜRK'e dair...Can Dündar imzalı sözde belgesel filme eleştirilerim..
Yıllarca kendi kimliğini bulmak için savaşmış ve aslında “homo” olurum endişesiyle babasına duyduğu derin hayranlık yüzünden sürekli kendi kimliğinden kaçmış, ya da belki sürekli bu düşünceden dolayı homoluğu kimliği saymaya yakın hissetmiş, annesi tarafından seçilmiş olduğu düşünülen, bu uğurda Quebec’ten Kudüs’e kadar bir içsel yolculuk yapan, (Filmde homoseksüel
"Türkiye'de oynanan "demokrasicilik oyununu" şu misalle daha güzel anlatabilirim: Ülkeyi bir gemi olarak düşünün, bu geminin biri gizli olmak üzere iki adet kaptan köşkü var, tabiiki iki de dümeni... Herkesin gerçek sandığı sahte dümenin kaptanını yolcularına seçtiriyorlar. Seçilen kaptan ucu boş olan sahte dümenin başına geçiyor ve hep
“…ve büyük bir deprem oldu. Güneş, keçi kılından yapılmış siyah bir çul gibi karardı. Ay, baştan aşağı kan rengine döndü. İncir ağacı, güçlü bir yel tarafından sarsıldığında nasıl ham incirlerini yere dökerse, gökteki yıldızlar da öylece yeryüzüne düştü. Gökyüzü, dürülen bir tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ ve
Yazimdan da anlaşilacagi mesele tarihi,
nereye ve kime gittigi belli adresi iskalayacagini zannetmiyorum:)
Füruzan