Yüzde İki
Hayat bazen matematik hatalarını affeder.
Ama insanın karakter hesabındaki eksileri asla...
Çünkü gerçek başarı;
çok şey bilmek değil,
bildiklerinle ve yaşadıklarınla iyi bir insan kalabilmektir.
"Sözcükler, elbette, insanlığın kullandığı en güçlü ilaçtır. — Rudyard Kipling"
"Sözcükler, elbette, insanlığın kullandığı en güçlü ilaçtır. — Rudyard Kipling"
Hayat bazen matematik hatalarını affeder.
Ama insanın karakter hesabındaki eksileri asla...
Çünkü gerçek başarı;
çok şey bilmek değil,
bildiklerinle ve yaşadıklarınla iyi bir insan kalabilmektir.
Bu kısa metin, yaz sıcağında salça yapan annesine yardım etmekten kaçınan Hüseyin'in günlük hayatından bir kesit sunuyor. Eve ekmek getirip gizlice kendine sandviç hazırlayan genç, annesinden kaçarak köpeği Şeref'le vakit geçiriyor. Anne-oğul arasındaki tatlı gerginlik ve sıcak yaz günündeki gündelik rutinler, Türk aile yaşamından samimi bir tablo çiziyor.
Kendini çok seven küçük bir papatyanın dünyaya bakışını, diğer bitkilerle ilişkisini ve düşüncelerini anlatan bu hikâye, şeffaflık ve dürüstlük üzerine düşündürücü bir alegori. Küçük papatya, özellikle kaktüslere olan ilgisiyle, açık ve net olanı gizli tehlikelere tercih eden bir karakteri temsil ediyor.
İmdat, ırzıma geçiyorlar. Namusum elden gidiyor. Yetişin…
Ne alakası var şimdi. Aklıma karpuz kabuğu düşürdü salak.
-Şalvarında ne varsa çıkar, şuraya koy, dedim. Masayı gösterdim. Hiç niyeti yok.
O hala bir fırsat kolluyor. Şaşkınlığımdan yararlanıp kaçacak. Pencereler demirli olmasa uçup giderdi zaten.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Amerikan edebiyatına damgasını vuran Kurt Vonnegutun kısa öykü hakkındaki tezi, vakti zamanında Chicago Üniversitesi tarafından kabul edilmemişti. Zaman, üniversitenin yanıldığını gösterdi. İşte Kurt Vonnegutun verdiği derslerde önerdiği sekiz hikâye tüyosu:
Katırcıların Osman’la gitti. Sabah ezanı hala kulaklarımda... Avlu kapısında son kez gördüm. İki karartı olup gittiler. Akşama genç bir kısrağa koşulmuş Konya Yaylısı ile dönecekti. Minibüs Gediz’e uçtu diyorlar. Kayıp diyorlar. Yalan söylüyorlar. İyi yüzerdi Yusuf’um. Ateş yakar beni ama su boğmaz, derdi. İkisinin de ne ölüsü, ne
Milet kentinin sokaklarında yürüyen Thales, evrenin ilk ana maddesi olan Arkhe'yi araştırıyordu. Arkhe'nin su olduğunu düşünüyordu. Çünkü su, her şeyin kaynağı ve evrenin sırrıydı. Ama bu sırrı paylaştığı iki gence, suya saygı duymayan bir gezegenin kaderini de anlattı. Bu gezegen, Arkhe'nin öfkesiyle yok olmuş, yerine yeni bir gezegen
İsrail'in Gazze saldırısının Türkiye versiyonu olarak haber kaynaklarından aynen faydalanılarak kurgulanmış şeklidir. Böyle bir saldırıyı Türkiye Diyarbakıra gerçekleştirmiş olsa idi herhalde ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinden oluşan Koalisyon Güçlerince çoktan işgal edilmiş olurdu.
Son numara kızım henüz 6 yaşında, bana öykünerek “şair olacağım” demiş.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum; Feyza’nın şair olduğunu ispatlayarak yazdığı şiiri gösterdiler bana…
Şiir; “Vay sözüm vay!” mısrası ile başlıyordu…
-Sen bana âşıktın dimi lisedeyken, dedi.
-Bilmem, çok zaman geçti, hatırlamıyorum.
-Bana mektup yazmıştın, İstanbul’a…
-Yazmış mıyım? Niye yapmışım ki öyle bir şey?
-Âşıktın işte o yüzden.
Felsefi kavramlara ağırlık vererek yazılmış bir öykü.Romana dönüştürülmesi gelecek eleştirilere bağlı.
ehliyetsizliğimin bilincindeyim.bilinç yüklüyüm.ruhum kılıçlar üretiyor yeni adalar fethediyorum.duygu adacıkları.içinde sevişiyor ama boşalamıyorum.
Bulutlar hızla yer değiştiriyor, şu gri olan küçük bir kıza benziyor, gülümseyen, lüle saçlı, elbiseli, kurdelalı ayakkabılı... Ağaç gibi yakındaki bulutlar, bahçeye girdi şimdi kız, kollarını kaldırdı, ağacın dalını tuttu, tırmandı, oturdu dala. Dut yiyor. Büyüdü kız, ders çalışırken ağlıyor, aşık, o bilmiyor. Kara bulutlar arttı, şimşekler sıklaştı,
Yaşanırken farkına varmadığımız güzellikler gelip geçiyor. Anıda yaşanan yer Başkent'in merkezinde,
Ulus Meydanında, Atatürk Heykeline çok yakın bir
yerdi. Saygılar.
-Evet, O da öyle düşünmüş olabilir. Koltuğa oturtup elini yüzünü kolonya ile ovdum. İyileştiğini düşünürken, bir ağlama krizine girdi. Sustaramıyordum. Ağlayabildiği kadar ağlasın diye düşünerek bıraktım. Sustuğunda yanına gidip, saçlarını okşayıp güzel sözler söyledim. İyi görünüyordu. Çantasını açtı, parfüme benzeyen bir şey çıkardı. Daha doğrusu ben öyle zannettim.
Günlerce o hırsla çalıştı.Topuklu ayakkabılı, kırmızı etekli, zengin kızı Mualla onu fark edene kadar. Bu fakir kız bu güzellikle kendini heba etmişti. Sen de benim bindiğim arabaya biner misin? diye sordu bir gün. Sevinçten göz yaşlarını zor zaptetmişti Ayşe. Evet hanımcığım demişti. Peki biz grup yapıyoruz, gayet zevkli
Düz yolda freni küçümseyen sürücü,eğri yolda ondan medet umar. Önyargıları yok etmeye uğraşacak kadar aptal değilim;çünkü yok edilebilselerdi zaten önyargı olmazlardı.