Adana Kültür Gezisi
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin suladığı ovalar çok verimlidir. Bu özellikleri nedeniyle adanada bir çok medeniyetler kurulmuştur.
"Yazmak, aslında kâğıdı kandırmaktır; boşluğa, anlam taklidi yapmasını sağlarsın." – Umberto Eco (kurgusal alıntı)"
"Yazmak, aslında kâğıdı kandırmaktır; boşluğa, anlam taklidi yapmasını sağlarsın." – Umberto Eco (kurgusal alıntı)"
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin suladığı ovalar çok verimlidir. Bu özellikleri nedeniyle adanada bir çok medeniyetler kurulmuştur.
Masumluğun basamaklarından yavaş yavaş çıkıyordum, neyi ne kadar biliyordum.
Sadece önüme konan ve güven duyulan her ne olursa inanıyor ve itibar ediyordum.
Fakir bir ailenin tek oğluydum. İki ablam var ve onlarda hayli çilelerin insanlarıydı.
-İki buçuk yaşındaki yeğenim annesinin kucağında,kapı önünde gülerek beni uğurluyordu.Yanacıkları elma gibi kırmızı kırmızıydı.Bir ay sonra bu ufacık bedeni toprağın altına sakladık.
Kavuş dayı, köyümüzün yıllarca otobüs şoförlüğünü yaptı. Herkesin kahrını çekti. Tüm köylünün eşyasını, malını gider şehirden alır ve getirip evine teslim ederdi. Yolcuların çoğu para vermezdi. Ama o yine de "canınız sağ" olsun der kimseden para istemezdi. Otobüsü de farklıydı dayımın. Arkadan bakınca önü görünürdü. Otobüsün içi dolar,
az önce oturduğun sandalye boş. içtiğin çayın bardağı boş. yüreğimse senle dolu. neden bir sandalye gibi senin yokluğunu kabullenemiyorum.
Bitmedi, görüşmede bulunduğum şahıs; Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Sezai Karakoç, Osman Yüksel Serdengeçti, Şenol Demiröz, Fehmi Koru ve Fethullah Gülen gibi isimlerle yakından irtibatı olan bir isim…(Lakin bu bir iş görüşmesi değildi, o hususta müsterih olabilirsiniz.)
Sizin de
Bazen söğüt ağacına benzersin. Hep aşağı çeker seni kaderin. Ellerin duaya kalkamayacak kadar yorgun düşer. Suya düşer gölgen ve yaprakların. Suya düşer ayın silüeti. Suya düşer hayallerin. Hep düşmeleri görürsün de talihine seni yüceltecek bir şey düşmez. Bir söğüt ağacı gibi hep boynun bükük olur. Yanında çamlar boy
Sen bir liderin doğduğu yersin. Sen uzakların türküsü, geçmişin sesisin. Ey Kemal şehri ey! Leylim ley!
Kadın, uykuya doymamışlığın ağırlığıyla kahvaltı gürültüsüne uyandı. Musluk başında kuyruğa girip elini yüzünü yıkadı, ayılmaya çalıştı. Ranzasına dönerken, dostluk kurduğu yaşlı, mahpusane kıdemlisi bir mahkum teyze, yavaşça kenara çekti. “Duydun mu, akşam, dört infaz varmış, kimsenin haberi olmamış” dedi.
Galileo'nun kulakları büyükmüş. Bir gün onu
çekemeyenlerden biri yanına gelip: “Efendim,
kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?”
demiş.
Galileo: “Doğru, benim kulaklarım bir insan
Yol yorgunu doğar insan, sonra tekrar bir başka yola çıkar.
Vadiler, tepeler arasında kıvrılan bir yolda kimimiz hızlı, kimimiz ağır adımlar atar.
Bazılarımız için bir dönemeç sonrası yol biter, bazılarımız için ufuklara kadar uzar, gider...
Adına yazılanların zaten yazılmış olduğu, söylenenlerin söylenmiş
Atatürk'ü birkaç defa çok yakından gören, onun kitaplarıya ilk derslerini alan bir kişi olarak, zaman içinde sorgulanan 'Atatürk Diktatör mü' sorusunu cevaplamak istedim. Aslında oligarşi yaratan demokrasiden,
dürüst, saygıdeğer diktatör neden olmasın. Saygılar.
Andırın'da anlatılır bu hikaye: "Bir dağ köyüne bir kaymakam gitmiş. Ormanlık bir dağ köyü. Tabii oralarda en kral yetkili, ormancı. Ormancıların bu kesimlerde her dediği adeta ferman hükmündeymiş. Ve kaymakam başlamış anlatmaya... "Vatanımıza, değerlerimize, milli kültürümüze sahip çıkalım... Birbirimize mutlaka yardım edelim. Böylesi yerlerde bu şart. Önce kendinize
Ayazağa’da ,kasrın önündeki koca ıhlamur ağaçlarının altında akşam yemeğimizi yedikten sonra toplanırdık genellikle. Karargâh Bölüğünün çay ocağında demlettiğimiz bir demlik çayı içerken aldığımız hazzı sözcüklerle ifade etmek imkansız. Ihlamur kokusu, çay buğusu, yıldızlar. Tel örgüler içindeki bir mekanda biraz olsun özgürlüğün tadını alabiliyorduk.
Babalar günü kutlanıyor, herkes babasına bir şeyler almanın telaşı içerisinde Oysa sen benden çok uzaklardasın Toprağının yanındayım ama teninin sıcaklığından mahrumum. Güller rengini kaybetmiş, toprak karasını alnımıza çalmış. Şimdi bu sessizlik ortasında hem yakınız, hem de çok uzağız birbirimize Aradan tam on dört yıl geçti. Sene 2004Mayısın 18iŞairin
İlk çocuğum anıl cemalin doğumu ve bana hissettirdikleri
Biz, doğmak istemedik. Biz doğduk ve geldiğimiz gezegenin nimetlerinden faydalandık. Biz, işimize geldiğinde soyumuzu inkar ettik. Biz, rüzgarın bize göre estiği istikamete yol aldık. Üzerine basıp geçtiğimiz toprağın helalimiz olduğuna inandık. Vefanın bir semt, vicdanın duygu sömürüsü olduğuna kanaat getirdik. Kelimenin, hatta mucizenin tam anlamıyla İnsan olamadık...
Yıllardır hep görmek istediğim ancak bir türlü gidip görmediğim benim beş şehrimden biri olan Samsundayız
Tıpkı rüyalarımda süslediğim gibi Samsun bulutlu, sisli ve efsunlu bir şehir
Rakım iki binlerden bir rüya gibi etrafı sarıp sarmalayan sisli bir havada çam kokulu, koyu yeşilin hâkim olduğu