Yaşadığımız ve Alıştığımız Garip Olaylar - 2
Siz alıştınız diye ben de alışmak zorunda değilim.
"Sanat, hayatın tozunu ruhumuzdan siler. Ama bazen o toz, sanatın kendisi olur." - Pablo Picasso"
"Sanat, hayatın tozunu ruhumuzdan siler. Ama bazen o toz, sanatın kendisi olur." - Pablo Picasso"
Siz alıştınız diye ben de alışmak zorunda değilim.
Padişah devrinde olan olayların ki o da Tarihçiler ce henüz onaylanmıyor. Türkiye Cumhuriyetine yüklenmesi gariptir, hazindir, amaçlıdır.
Ak her daim temiz ve saflığı ifade etmez. Bazen de kirin ve kokuşmuşluğun rengidir.
İktidarın öyle temel uygulamaları oluyor ki, orada, ne halka ve ne de demokrasiye yer verilmiyor. Orada, vesayet mantığı ve tepeden inme diktacı rejim mantığı hala hüküm sürüyor gibi duruyor. Altyapısı hazırlanmadan hiçbir kapsamlı proje yürürlüğe konmamalıdır.
Yazar ve sanatçı olmak her dönemde ve her ülkede zor olmanın ötesinde geri kalmış ülkelerde ateşten gömlek giymekle eşdeğerdir.
Gel gör ki o günkü bulanık suda balık avlamak isteyen Arabın Amr bin As tilkisi ile Muaviye kurnazlığı, bugün de aynı bulanık suda avlanmak isteyenlerle adına Selahattin Eş ve gibilerine mi düşer?
Ya millet olmaya devam edeceğiz ya da koyun sürüsü olacağız!
O yıllarda da geçerliydi Askeri yerlere kılık kıyafetlerdeki disiplin anlayışı, ama sakallı olan alınmamış başı kapalı olanlar içeri alınmıştı. Bu konuyu biz ne basına yansıttık ne de alenen tartışma konusu yapmıştık. Neden? Çünkü ASKER biz Türklerin kayıtsız şartsız sadakatle yürekten sevdiğimiz, bağlandığımız Mustafa Kemallerin Ocağı idi...
ömür geçiyor. yaşamak güzel. nefes almak, bir bardak su içmek, yürümek, merhabalaşmak, yıldızları seyretmek, denizdeki gemileri martıları seyretmek ruhu dinginleştiriyor.
Sahi şimdi de şu soru aklıma geldi: Yok mudur ulemadan tek bir Allah’ın kulu, “Yapmayın, etmeyin ey müminler, bu kadar hak yiyip bunca günaha girilmez ki...” diyen? Hani dinimiz böyle değil, insanlar kötü diyorlar ya...Kötü insanların yaptıkları kötülüklere, haksızlıklara “Hooopp, burda durun bakalım.” niye demiyor bu ulema? Ulema
Bir Süreç in karanlık tüneline sokulmuşuz; ne rotası belli, ne de getirisi! Atılan her bir demokratik adım, bir iki adımlık ırkçı tuzak eşliğinde yürüyor sanki. Niyetlerde şüpheler sırıtıyor. Halkın önüne ufaktan kırıntılar atılıp, bir hayale çevrilen çözüm süreci, muğlaklaştırılarak, süresi belirsiz bir zamana yayılmaya çalışılıyor.
Bugün barış istediğinde bulunduğunda barış mı olacak yarın savaş istediğinde ise savaş mı çıkacak? Sen ne istersen hep o mu olacak. Elinde kalaşnikoflu çocuk sana büyüklerinden armağan elindeki bu silah mı ışıldayacak. Sen aydınlık bir dünyayı silahların gölgesinde mi kuracaksın.
12 Eylül Faşizmini, çıkardığı (tüm değişikliklere rağmen) kendi anayasasıyla yargılamaya çalışmak nasıl bir sonuç verebilir? Yeni Anayasa’yı çıkarmak an meselesiyken, onları, alelacele mevcut yasalarla yargılamak ne derece güven verici olabilecektir? Darbe mağdurları, bu yargılama sürecinden memnun kalabilecekler midir?
Ben AKEPElilerin işkembelerinin kuvvetli olduğunu biliyordum ama bu kadarı beni bile hala şaşırtıyor.. Ne inciler gizliymiş bunlarda..
Amaç bir “belirsizlik ortamı yaratarak”, kendi sundukları alternatifi halka kabul ettirmek. Halkı askeri darbeyi “ister hale” getirmeye çalışıyor. Kaos yaratarak, ülkede güvenliği yok ederek, güvenlik açığını askerle kapamayı istiyorlar.
Gençliğimde, batı medeniyeti ve kültürü benim gözdelerimdi. Aynı şekilde derginiz de. Ve diğer dergiler de (Time, Newsweek, l'Express, vs). ABD ve AB özgürlükler ve insan hakları konusunda örnek alınacak modellerdi.
Suriyede ki iç karışılığı takip edenler, oyunun kimler tarafından, nasıl ve ne için tezgahkandığını elbette az, çok fark etmişle
Uluslar arası tekellere hizmet eden politikacılar halkların hafızalarını törpülemek için önceleri ‘’dün dündür bu gün bu gündür ‘’ söyleminde idiler. Yunus Emre gibi kültürel değerlerimizi çalarken bir yandan da Deniz Gezmişleri’ de dönemin maceraperest yumuşak başlı ama ortamın havasına kapılmış gençler olarak ilan edebilirler.
Önce "ucube" heykel, aylarca sanat düşmanıymış gibi takdim edilen bir şehir... Şimdilerde de bal ve kaşar heykeli çıkışıyla üstünde milletin geyik yapacağı bir şehir durumuna düşürüldü benim bahtsız Kars'ım... Gerçeklerle ironiyi harmanlamaya çalıştım...
Salyalı üç-beş ağzın verdiği özür bu toprakların gerçek sahibi olan yüce türk milletini asla bağlamaz , onların diledikleri özür şahsiyetsel noktada mensubu bulundukları bir boşluğun hezeyanıdır sadece...