Kalleşçe Yırtıldı Mutluluğun Resmi
Bir bomba atılır mutluluğun resmi üzerine.
Kan rengiyle boyanır mutluluk tablosu.
Acılar çöreklenir yüreklere…
Bayramlar zehir olur.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Bir bomba atılır mutluluğun resmi üzerine.
Kan rengiyle boyanır mutluluk tablosu.
Acılar çöreklenir yüreklere…
Bayramlar zehir olur.
Korku filmi gibi ama maalesef bu gerçek hayat. Bu bir gecekondu yıkımı değil. Kaçak inşaat yıkımı hiç değil. Neden? Tiyatroya kastınız mı var? Tiyatroyu mu sevmiyorsunuz? Derdiniz ne? Tiyatroya karşı, sanata karşı yürütülen bu sistematik yıkım ve şiddet kampanyası akla Gyula Hay’ın “At” oyununu getiriyor. İronik bir şekilde
Milletçe de buruk sevinç yaşıyoruz,aynı sebeple.
Fakat,içimizi acıtan başka şeyler var:
Bu ‘serbest bırakılma olayı’nın gerçekleştiriliş biçimi…
Laik bir devlette devletin resmi dini ve bu dini propagandayı sürdüren Diyanet İşleri gibi bir kurumun asla olmaması gerekir. Gerçek laik ve demokrasiye sahip ülkelerde, din vb. olgular resmiyetin dışında özerk olarak yaşatılırlar.
İnsanlar bu ülkede özellikle ramazanda neden aleni yer içer? Çünkü sistem onlara, oruç tutmamanın, namaz kılmamanın bir üstünlük olduğunu dikta etmiştir. Onlar da üstünlüklerini aleni olarak oruç tutanların karşısında yeyip içerek gösterirler.
Sosyal mesajlarla poncik cevrecilik ayagi gun sonunda giren girdi ey ahali Haydi gecmis olsun.
Son dört yıldır uluslararası sularda yara üstüne yara alan gemimiz, yalpalaya yalpalaya gitmekten bitap düştü, batmak üzeredir.
Demokrasi demek; belirli sınırlar içerisinde yaşayan farklı kültür ve düşünceden olan insan topluluklarının her türlü insani ve sosyal hakları tanınarak, Anayasal sözleşme ile garanti altına alınmış bir devlet yönetimidir.
"...Ben şimdi Türk halkına soruyorum. Balyoz ve diğer isimli sahte davalarda yargılanan, özgürlükleri ve gelecekleri iftira ve yalanlarla çalınan şerefli askerlere, denizcilere, havacılara ve vatanseverlere nasıl kıydınız? "
Türk milleti! Yunus Emre'ye, Mevlana'ya, Mahzuni Şerif'e, Aşık Veysel'e, Mimar Sinan'a vs. sımsıkı sarılmalıdır. Onlar sizlerin gerçek pastalarınızdır. O pastaya yamatılmış, puding niyetine Elif Şafak'a, Orhan Pamuk'a, İskender Pala'ya, Bedri Baykam'a vs. el bile sürmemelidir. Onlar anca karın ağrısı yapar. Günümüzde aşk mide bulandırır hale gelmişse; Yusuf ile
COCA COLA'YA RÜYA REKLAMIMI KOPYALADI DİYEREK SAMSUNDA DAVA AÇAN,
Hasan Sancak, 12 Yıldır ADALET Arıyor!..
FACEBOOKTA ARKADAŞ OLARAK EKLEYEBİLİRSİNİZ.
https://www.facebook.com/ogretmenhasansancak
ATATÜRK’ün doğum tarihinden, ölüm tarihini çıkarırsanız ne kalır? Hadi bilin bakalım. Tık yok mu? Anlaşıldı. Sizin bir an evvel “takıntılarınızdan arınma vaktiniz” gelmiş demektir. “Tak tak”. Kapı vuruluyor. Kim o? Ben “takıntınız”. Yukarıda sorulan sorunun cevabını bulmak için çaresiz “altı zır zır delinin” geçtiği süreçten geçecek ve kapıyı
Türk milleti yılan gibi her deliğe girmeye çalışıyor. Sokuluyor ısırmak için. Yanaşıyor dişlerini geçirmek için. Birey kavramını yok sayıyor. İnsanın özelini hiçe sayıyor. Hiçbir sınır tanımıyor. Terbiyesizliğin tüm sınırlarını zorluyor. Birisiyle oturup konuşmaya çalıştığında mutlaka üçüncü kişiler araya giriyor. Sözüne bulaşıyor, lafını kesiyor, düşüncelerine müdahale ediyor. Türkiye gitgide
Ha illa diyecekseler “esebilir de esmeyebilir de” ben de diyorum biz niye o zaman nehirlere baraj kuruyoruz, “yağabilir de yağmayabilir de”..
Bugünlerde gündemin hızına yetişebilen var mı içinizde? Henüz bir haberi -bırakın sindirmeyi- yeni duymuşken bir yenisi, bir yenisi, bir başkası daha düşüveriyor bültenlere. Evet; son birkaç yıldır bu aksiyon hiç hız kesmeden ardalanıyordu ancak şu an biraz daha arttı gibi geliyor sanki bana. Ergenekon'un 100 küsuruncu davası devam
Canım ülkemin insanlarının sevgi ve cinsellik konusundaki ihtiyaçları dillere destandır. Tam da bu noktadan bakıldığında Türk Erkeğinin dünya literatüründe bu noktada bir şanı ve şerefi dahi vardır diyebilirim. Sizler de bu övgüyü büyük bir ihtimalle çeşitli vesileler ile zaten duymuşsunuzdur! Bu tarz insanların neden bu tutum içerisinde bulunduğunu
Bu ateşi ve kötüye gidişi ancak Türk ve Kürt aydınları durdurabilir.
"The only thing necessary for evil to flourish is for good men to do nothing."
Edmund Burke (The Rise of the Evil)
Türkiye’nin aydınları, gazetecileri, bilim adamları, akademisyenleri, yazarları nedenini bilmedikleri “sözde garip suçlardan” yıllardan beri cezaevindeler. Onlar terörist değil. Hiç kimseyi öldürmediler. Soygun yapmadılar. Kimseyi gasp etmediler. Sadece düşüncelerini söylediler. Üstelik, haklarındaki iddianame daha okunmadı bile. Yani, nedenini bilmeden içerde “çürümeye” terk edildiler. İddianamenin okunmasının bile çok uzun bir