Cumhurbaskanligi Secimi, Bira ve Felsefe
Demokrasi cogunlugun istedigi sey degil, cogunlugun mantikli degerler hakkinda hemfikir olup buna gore karar vermesidir.
"Sanat, gerçeği fark etmemizi sağlayan yalandır. — Pablo Picasso"
"Sanat, gerçeği fark etmemizi sağlayan yalandır. — Pablo Picasso"
Demokrasi cogunlugun istedigi sey degil, cogunlugun mantikli degerler hakkinda hemfikir olup buna gore karar vermesidir.
Yaşasın çürük domates demokrasisi...
Seçimin demokrasi ile bağdaşabilmesi belli şartlara bağlıdır. Her şeyden önemlisi ‘seçen’in ussal nitelikleri ve iradesinin özgürlüğüdür. ‘Seçen’in iradesi üzerindeki maddi ve manevi baskılar, faşizm veya geri kalmışlıktan başka bir ‘seçim sonucu’ doğuramaz...
Yaşasın çürük domates demokrasisi...
Özellikle doğu bölgelerimizde erkeklerin eşeklerle cinsel ilişkiye girmeleri olağandır. Bu davranış o kadar doğallaşmıştır ki eşeklere eşo gelin demeye kadar gelmiştir. Sonuçta erkekler geleneklerin ve göreneklerin baskısı altında cinsel anlamda özgür olamadıkları ve rahatça partner bulamadıkları için böyle bir yola girmişlerdir.
Bir bomba atılır mutluluğun resmi üzerine.
Kan rengiyle boyanır mutluluk tablosu.
Acılar çöreklenir yüreklere…
Bayramlar zehir olur.
Türkiye’nin aydınları, gazetecileri, bilim adamları, akademisyenleri, yazarları nedenini bilmedikleri “sözde garip suçlardan” yıllardan beri cezaevindeler. Onlar terörist değil. Hiç kimseyi öldürmediler. Soygun yapmadılar. Kimseyi gasp etmediler. Sadece düşüncelerini söylediler. Üstelik, haklarındaki iddianame daha okunmadı bile. Yani, nedenini bilmeden içerde “çürümeye” terk edildiler. İddianamenin okunmasının bile çok uzun bir
Sonu nereye kadarsa oraya kadar gidilmeli.
Bıçağın kemiğe dayandığı andır.
Artık hiçbir söz bizi teselli edemez.
Bırakalım önyargılı parti ve ideoloji propagandalarını da, değiştirilecek maddeleri okuyalım, öğrenelim. Ona göre evet mi hayır mı diyeceğiz karar verelim. Parti liderleri istedi diye karar vermeyelim.
Son dört yıldır uluslararası sularda yara üstüne yara alan gemimiz, yalpalaya yalpalaya gitmekten bitap düştü, batmak üzeredir.
Türk milleti! Yunus Emre'ye, Mevlana'ya, Mahzuni Şerif'e, Aşık Veysel'e, Mimar Sinan'a vs. sımsıkı sarılmalıdır. Onlar sizlerin gerçek pastalarınızdır. O pastaya yamatılmış, puding niyetine Elif Şafak'a, Orhan Pamuk'a, İskender Pala'ya, Bedri Baykam'a vs. el bile sürmemelidir. Onlar anca karın ağrısı yapar. Günümüzde aşk mide bulandırır hale gelmişse; Yusuf ile
"...Ben şimdi Türk halkına soruyorum. Balyoz ve diğer isimli sahte davalarda yargılanan, özgürlükleri ve gelecekleri iftira ve yalanlarla çalınan şerefli askerlere, denizcilere, havacılara ve vatanseverlere nasıl kıydınız? "
Sosyal mesajlarla poncik cevrecilik ayagi gun sonunda giren girdi ey ahali Haydi gecmis olsun.
Biz nasıl bir araya gedik? Çünkü Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinin her yıl düzenli olarak yapıldığı yere, yapıldığı saatte gittik. Bunu sezgisel olarak yüreğimize ve beynimize yerleştirdiğimiz için binlerce insan oradaydık. BİZ BUNU İÇİMİZDE HİSSETTİK !
güneş doğmuş ülkemin üzerinde.......
bulutların arasından çıkarak. Ya Rab! bu bizmiyiz... bu ağlayışlar bu kin bu öfke de ne..
yoksa bu mutluluk gözyaşlarımız mı bizi sınayan...
Kadının birini saraya götürmüşler, ahır nerede demiş. İnsan ne görürse onu yaşar. Bir şehir insana ufkunu göstermediği sürece o şehirde yaşayanların geleceği karanlıktır.
Günümüz Türkiyesinde, bu gün de referandumda Hayır denilecek mi, denilmeyecek mi tartışması yaşanıyor.
-Bir yanda Hayırcılar,
-Diğer yanda Hayıra Hayır diyenler var.
Kılıçlar çekilmiş, söylenmesi gerekenler söylenmiş ya da söylenecek
Kıyasıya bir mücadele.
ATATÜRK’ün doğum tarihinden, ölüm tarihini çıkarırsanız ne kalır? Hadi bilin bakalım. Tık yok mu? Anlaşıldı. Sizin bir an evvel “takıntılarınızdan arınma vaktiniz” gelmiş demektir. “Tak tak”. Kapı vuruluyor. Kim o? Ben “takıntınız”. Yukarıda sorulan sorunun cevabını bulmak için çaresiz “altı zır zır delinin” geçtiği süreçten geçecek ve kapıyı
Bilindiği gibi ocak ayının 10. günü “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutlanıyor. Bu vesileyle Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, Trabzon’da görev yapan basın mensuplarıyla sabah kahvaltısında buluştu. Dizgicisinden imtiyaz sahibine kadar, basınla bir şekilde ilişkili olan herkes Zorlu Grand Otel’deki sabah kahvaltısına davetliydi. Ben de Trabzon’da yirmi
Bu ateşi ve kötüye gidişi ancak Türk ve Kürt aydınları durdurabilir.
Bile bile lades, denir bunun adına. Yürütme organı yasalar önünde eşit hak dağıtmalı ve devleti bilerek zarara uğratan kişileri ülkemin Başbakanı yasalar ve halkın önünde açıkça suç işleyenlerden hesap sormalı.