Cumhuriyetimizin Kuruluş Felsefesi
Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, Cumhuriyetin hangi felsefe ile kurulup hayata geçtiği anlatılıyor...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, Cumhuriyetin hangi felsefe ile kurulup hayata geçtiği anlatılıyor...
Şimdiki düşüncelerim değişti.
Kimin ayağı devlet dairesinde bir engele takılırsa, şikâyet mercii ararsa, çaresiz kalıp söylenirse;
" Anlat derdini Marko Paşa'ya: Burası Türkiye" diyorum.
Ne kadar çok başımız sağ oluyor. Ne kadar çok vatan sağ oluyor. Ben kendimi bildim bileli başımız ve vatan sağ oluyor.
Bu konudaki son sözü gene Oruç Babaya bırakalım. Oruç Baba Der ki:Ortada bir hasta ve bir de acemi doktor var. Hasta: Eğitim Sistemi, Acemi Doktor: Dershanecilik. İktidar, hastayı tedavi edip iyileştirmeye çalışacağına acemi doktoru öldürerek sorunu çözebileceğini zannediyor!
Bu işin çözümü ya Zafer ya Memleket... Bir kere de benim gibileri dinleyin be... Ne kaybedeceksiniz? Zaten dedeniz ve saz arkadaşları yine kaybedecek... Kazansalar dahi...
güneş doğmuş ülkemin üzerinde.......
bulutların arasından çıkarak. Ya Rab! bu bizmiyiz... bu ağlayışlar bu kin bu öfke de ne..
yoksa bu mutluluk gözyaşlarımız mı bizi sınayan...
Kenan Evren öncülüğünde 12 Eylül 1980 Askeri darbesinde birçok siyasi insan işini ve hayatını kaybederken, ne hikmetse Fetullah Gülen İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından aranmasına rağmen, tam Askeri Darbenin yapılacağı dönemde yeniden resmi İmamlığa alınmıştır.
Ülkemizde ilk binden ve en başarılı öğrencilerini almasına rağmen niçin Galatasaray Lisesinden ve Robert Kolejinden ülke çapında yapılan üniversite sınavlarında derece çıkmıyor? Acaba bu öğrenciler nasıl yönlendiriliyor? Sayısalcı olmayan birinin derece yapması çok zor. Bu okullarda sayısal yerine yönetim kadrolarına uygun eşit ağırlık veya sözel eğitimler mi veriliyor?Dikkatle
Bir infial koptu Doğudan.
Büyük bir isyan gibi,
Bir kutlu sefer gibi,
Daha yağmurlar yağmadan,
Sular yükselmeden, sel olup aktı Doğu..
I speech kürsü, düşünmekten korktuğun, yazmaktan çekindiğin, oto sansür uyguladığın, korktuğun için aslında kendine zarar verdiğin bir eylemdir I speech kürsü, Türkiyenin ta kendisidir arkadaşlar
Korku filmi gibi ama maalesef bu gerçek hayat. Bu bir gecekondu yıkımı değil. Kaçak inşaat yıkımı hiç değil. Neden? Tiyatroya kastınız mı var? Tiyatroyu mu sevmiyorsunuz? Derdiniz ne? Tiyatroya karşı, sanata karşı yürütülen bu sistematik yıkım ve şiddet kampanyası akla Gyula Hay’ın “At” oyununu getiriyor. İronik bir şekilde
Kıbrıs çıkarması sırasında kendi hava kuvvetlerimiz tarafından vurularak batırılan Kocatepe muhribinin komutanıydı kendisi, israilli bir eğitim gemisi tarafından kurtarıldı. İsrailli komutanın üniformasını giydi ve şarap içip yemek yedi. Sonra da kafayı vurup yattı. İşte Türkiye'nin kaderini elinde bulundurmuş kişilerden biri Güven Erkaya...
Onumuzde 31 Mart yerel secimleri var. Kisaca; memleketin tablosuna bir bakalim. Ulkede milli fabrikalarin cogu satilmis. Borc ve kredisiz don almak zor. Halk; domates, salata kuyruguna giriyor. Belediye secimleri gercekten bu kadar onemli mi?
Bütün o boğucu acıya rağmen, “yaşamak lazım”. Çünkü Nazım öyle diyor. Yoksa Genco Erkal mı? Yarın öleceğini bilsen bile bir ağaç dikecek kadar “ciddiye alacaksın” yaşamı. Öyle torunlarına filan kalır diye değil. Yaşamı “ciddiye” aldığın için. Çünkü yaşamak çok “ciddi” bir iş. Bu hayattaki en önemli meselen. Her
İnsanlar bu ülkede özellikle ramazanda neden aleni yer içer? Çünkü sistem onlara, oruç tutmamanın, namaz kılmamanın bir üstünlük olduğunu dikta etmiştir. Onlar da üstünlüklerini aleni olarak oruç tutanların karşısında yeyip içerek gösterirler.
Yaşasın çürük domates demokrasisi...
Seçimin demokrasi ile bağdaşabilmesi belli şartlara bağlıdır. Her şeyden önemlisi ‘seçen’in ussal nitelikleri ve iradesinin özgürlüğüdür. ‘Seçen’in iradesi üzerindeki maddi ve manevi baskılar, faşizm veya geri kalmışlıktan başka bir ‘seçim sonucu’ doğuramaz...
Yaşasın çürük domates demokrasisi...
Bir bomba atılır mutluluğun resmi üzerine.
Kan rengiyle boyanır mutluluk tablosu.
Acılar çöreklenir yüreklere…
Bayramlar zehir olur.
Laik bir devlette devletin resmi dini ve bu dini propagandayı sürdüren Diyanet İşleri gibi bir kurumun asla olmaması gerekir. Gerçek laik ve demokrasiye sahip ülkelerde, din vb. olgular resmiyetin dışında özerk olarak yaşatılırlar.
Son dört yıldır uluslararası sularda yara üstüne yara alan gemimiz, yalpalaya yalpalaya gitmekten bitap düştü, batmak üzeredir.
"...Ben şimdi Türk halkına soruyorum. Balyoz ve diğer isimli sahte davalarda yargılanan, özgürlükleri ve gelecekleri iftira ve yalanlarla çalınan şerefli askerlere, denizcilere, havacılara ve vatanseverlere nasıl kıydınız? "