Kırlangıç Hatıraları - II
nasıl yakalanmayayım ki?? beyaz tebeşir veya pembe,mavi veya…siyah önlüğüme bir günah gibi yapışırdı tozları, günah koymuşum adını bir kere ne kadar arınırsam gitmez
"“İlk kez aldatmaya kalkıştığımızda, ne karmaşık bir ağ öreriz.” — **Walter Scott**"
"“İlk kez aldatmaya kalkıştığımızda, ne karmaşık bir ağ öreriz.” — **Walter Scott**"
nasıl yakalanmayayım ki?? beyaz tebeşir veya pembe,mavi veya…siyah önlüğüme bir günah gibi yapışırdı tozları, günah koymuşum adını bir kere ne kadar arınırsam gitmez
Genç adam gecenin karanlık örtüsünde ruhunun hazin yankısı çığlık kopartarak sahilde yürüyordu. Dilinde dökülen özlem ve söylemler uzaklığın kanlı deresine itilmişti. Dişinde sıkışan kırgınlıkla hayallerinin fotoğrafı karanlığı ısırmıştı.
sedef kakmalı bıçağıydı amcamın; dilime sapladığım yalanyeşil pullu şahmaran...yılana tapınan birinin çizdiği bir resim,ve çocukların gece masallarından
Bu bir hikaye denemesi.Yazar başından geçmiş bir olayı anlatıyor.Bir çeşit anı da diyebiliriz bu yazıya.Bir kediyle, bir insanın duygusal diyalogları.Evet yanlış duymadınız diyalogları..Sanıldığının aksine kediler de konuşur biliyor musunuz?
kol düğmelerini saklamıştı beyaz gömleğinin üzerinde ve kemerini ve en sevdiği pantolonunu …sanki her an gelecek, üzerini giyecek bir yerlere gidecekler gibi… çorapları, ayakkabıları en güzel yerinde hazırda bekliyordu odasının ve dört duvar dört çerçeve gülümsüyordu resimleri…
Artık perdelerimi ardına kadar açıyorum ve ruhuna hayran olduğum eşsiz sokak manzaralarına ,ilk doğduğum günkü kadar yaşlı ve sevdiğimi bildiğim sürece huzurlu yaşıyorum
Eğitim alanında olsun, dinlenme saatlerinde olsun, hep yalınız ve düşünceli görünen bir asker sürekli dikkatimi çekiyordu. Memleketini özlüyordur geçer dedim. Günler geçiyor onda hiç değişiklik yoktu.
Sıcaklık hissetmeye başlamıştım artık ellerimde, donmamışta yanıyordu sanki. Sızlaması da cabasıydı. Elimdeki sepeti tutmakta zorlanıyordum. Ayaklarıma dolanan eteğimin uçları buz tutmuştu. Güya açılan küçük yolda yürüyordum ama yağan kar açılmış, yol mu bırakıyordu.
Bir kulaç yüksekliğinde dalgalar içinde,diz boyu derinlikte dikelmiş turkuaz yeşili beyaz köpüklerle bezenmiş denizi seyrederken,önünde insan boyunda yunuslar sörf yapıyorlardı.Bir tanesini eliyle tuttu.Onun yüzgecini okşuyordu.Çok heyecanlanmıştı.
...Fırtınanın vahşi sesi koyun sarp kayalıklarında yankılanıyordu.Gökyüzünü kat kat kara bulutlar kaplamıştı.Güneş yüzünü gizlemişti bu sabah...
B – Ağlama desem de faydası olmayacak sanırım.
A – Olmayacak..Çok mu kötü oldun?
B – Çok.. Hoşça kal. Bak ben dost..
A – Sus. Elbette dostuz. Artık hep dostuz..
İlk kez nefretle atmış olduğum bu taş,canını haddinden fazla yakmış olmalıydı.Yaralı bir hayvan gibi soluyor,ağzından köpükler çıkarıyordu.Kayalıklardaki müthiş mücadele sonlanmış gibiydi.İçten içe kaynayan bir suskunluk tüm çevreyi sarmıştı.Ağlıyordu…
Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş ,,,,,,,,,,,
Siz de sevgiliniz gitmeden önce ağlamaya başlasaydınız, sevgiliniz gidecek yol bulamaz, mecburen sizin yanınızda kalırdı. Sizin, sevgili gittikten sonra döktüğünüz gözyaşları, ancak yolcuların arkasından dökülen bir kova su yerine geçer."
Sanal dünyanın kimi zaman çok iyi dostluklar
yaratabildiğine ilişkin
Kurak ve bereketsiz bir araziye, yüzlerce yıl susuz kalmış bir çöle yağmurlar yağdı. Toprak, suya doydu. Tam o anda bir ormanda birden boy attı adını bilmediğim bitkiler, filizlenip üstündeki taşı toprağı attı bir tohum. Günışığına kavuştu. Bir karaağacın dalları uzadı göğe. Gölge oldu, karıncalara ve yoldan geçenlere. Galaksideki
Uzun terasın genişleyip küçük bir alana dönüştüğü ön tarafta gördüm onu yeniden. Üst yanından aşağı uzanan şeritli, mordan kırmızıya gökkuşağı desenli hırkasıyla, boyunu aşan parmaklıkların önünde plastik bir sandelyeye yerleşmiş görünce, nedendir bilmem, sevindim.
Yine hazan mevsimi geldi.
Dertli başıma taç olmak için dökülen sararmış yapraklar, kaldırımlarda sürünüyor.
Ağlayan bulutlar geliyor, karalara bürünmüş. ....
Ve hayat, acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle, kederiyle el ele tutuşup, yarınlara umutla yelken açarken, bir masada oturan dört kadınının yüreği tek bir düş için çarpıyordu.