Krallarda diz çöker..Bölüm (02)
Yol kenarında park etmiş araçların arasından, tekrar alt caddeye inerler..Bir taksiyi durdurup, binerler ve kentin en kalabalık semtine doğru hareket ederler../..
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
Yol kenarında park etmiş araçların arasından, tekrar alt caddeye inerler..Bir taksiyi durdurup, binerler ve kentin en kalabalık semtine doğru hareket ederler../..
Nice yıllar geçti, aradan...
Sen üniversiteye başlamıştın. Kavak yellerinin tatlı esintisine kapılmış, sınıfta kalmıştım, ben de.
Bir sınıf arkadaşımız söyledi.
-Adresimi vermeyin ona, demişsin.
Ve hayat, acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle, kederiyle el ele tutuşup, yarınlara umutla yelken açarken, bir masada oturan dört kadınının yüreği tek bir düş için çarpıyordu.
Bizler ve bizim gibiler daha rahat ortamlarda büyümüşlüğü, anne baba sevgisine tokluğu, şımartılmanın vermiş olduğu küstahlığı Kadriye gibi kadınları, anneleri görünce anlarız. Onlar için üzülmek bir nevi şükür sayılır bizler için.
aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hayat genç kıza tüm monotonluğu ile hükmetmiş ama genç kızı asla genç erkeği unutturacak kadar esir almayı başaramamıştır.genç kız bugün bile sevdasına ilk günki gibi sahip çıkmış ve her geçen günle zamana inat hep sevmiştir
Yetmiş dokuzlu yıllardı…
Daha önceleri pek fark etmediğim bu kız…
Aynı yerde çalışıyorduk
kansere vermiş yarısını yüreğinin...o yerde kalmış bir yana yatık bir şilep gibi...dostumdu benim...hafızama notlar düşen ender insanlardan biriydi... ama insandı...
Uzun terasın genişleyip küçük bir alana dönüştüğü ön tarafta gördüm onu yeniden. Üst yanından aşağı uzanan şeritli, mordan kırmızıya gökkuşağı desenli hırkasıyla, boyunu aşan parmaklıkların önünde plastik bir sandelyeye yerleşmiş görünce, nedendir bilmem, sevindim.
bu hikayem bir kedi ve bir köpeğin arkadaşlıklarının nasıl başladığını anlatıyor.Gerçek dostun kara gğnde belli olcağını çok iyi açıklıyor.Bu hikaye tamamen hayal ürünüdür.
AŞK YA DA VATAN
“Bir yüce sevdadır içimde, adı Türkiye’m,
Kalbime nakşolmuş asla vazgeçemem,
Kahrolup, dönmemi bekleme annem,
Kutsalıma el uzatanı yok etmeden gelemem.”
Gün devam ededursun, hayat her zamanki seyrindeyken birden bir uğultu sardı bizim mahallemizi. Gülümsedin? Şaşırdın mı bizim de bir mahallemiz oluşuna. Üstelik sizin artık bir mahalleniz kalmamışken, mahalle denilen güzel iklim sadece eski hikayelerde anılan birer nostalji iken kalksın bizim mahallemiz olsun!
Banyo'dan çıkar çıkmaz, üzerini giyinip hemen aşağıya iner..'Anne ben dışarı çıkıyorum..', der..'Nereye böyle acele, acele..'/'Geleceğim..'/Hızla evden aşağıya inerek bahçe kapısından gölün bulunduğu istikamete doğru koşmaya başlar../
Kadın, “var olduğumun farkında” diye düşünmüş. Gülümsemiş adama. Yüzündeki elleri tutmaya devam etmiş, bakışları adamın bakışlarını daldırdığı gözlerindeymiş.
Taksi dev vitrinli mağazaların bulunduğu, en işlek semte geldiğinde, 'Burada kalalım..'/ dedi..'Tabi efendim..'/'Borcumuz ne kadar..'/'İki milyon iki yüz bin..'/
Kurak ve bereketsiz bir araziye, yüzlerce yıl susuz kalmış bir çöle yağmurlar yağdı. Toprak, suya doydu. Tam o anda bir ormanda birden boy attı adını bilmediğim bitkiler, filizlenip üstündeki taşı toprağı attı bir tohum. Günışığına kavuştu. Bir karaağacın dalları uzadı göğe. Gölge oldu, karıncalara ve yoldan geçenlere. Galaksideki
Aleyda’yla Nilüfer birikte olmayı çok sever, beraber dolaşırlardı hep. Ve büyüklerin hiç anlamadığı oyunlar oynar dururlardı. Büyükler anlamıyordu ama... Aleyda’nın sihirli parmakları vardı...