Ne Zaman Doğruyu Buluruz?
Yarattığınız sistemler Kullandığınız yöntemler Yaşamak istemem artık aranızda Demiş şair Haksız mı?
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Yarattığınız sistemler Kullandığınız yöntemler Yaşamak istemem artık aranızda Demiş şair Haksız mı?
Bu gün 19 Eylül Gaziler Günü. Bildiğim kadarı ile İstiklal Savaşı gazilerimizin hiç biri kalmadı hayatta. Bir iki tanesini üç beş sene önce televizyonlara da çıkarmışlardı. Aksakallı, onlarca oğlu, torunu torbası olan, nur yüzlü, buram buram Anadolu kokan dedelerimiz, mübarek insanlar. Onlara çok şeyler borçluyuz. Hayatımızı, namusumuzu, vatanımızı,
Kalbimin en orta yerinde bir vaveyla! Bir an sustum, sustum sustum! Çünkü ruhum bedenime, bedenim ellerime geçmiş durumdaydı. Toplum sağırlığı, bilinç körlüğü de adına, ne dersen de işte! Bunlardı beni üzen şeyler. Beş duyu neden yetmiyordu? Ne zaman ki bu kör noktayı yıkacağız işte o günü kadınlar günü
Gelişen sürecin doğru olan deklarasyonuna göre zulmü ve ceberrutluğu içinde başa gelen köleci deklarasyona uygun olmakla doğruydu, kaderdi. Kadere rızasızlık yanlıştı, kâfirlikti.
Ahlaki bunalımların baskısı vicdanınıza dokunmuyor mu? Dokunmuyor mu? Halkın sosyal bağlarının çözülüşünü görürken bir eziklik hissediyor musunuz? Hissetmiyor musunuz?
Bizler Müslüman olarak insanlar arasında ırk ve milliyet ayrımı yapmadık, bundan sonra da yapmamalıyız. Geçmişte iki devlet arasında yaşanan husumetler, geçmişte kalsın, sünger çekelim olanların üstüne... Unutmayalım ki geçmişte yaşanan o savaştan sonra her iki ülkeden de üç nesil geçti neredeyse... Yeni gelen nesiller arasında mutlaka iyi insanlar
Başbakan; Balyoz Davasında 18 yıl ceza alan yoğun bakımdaki Orgeneral E. Saygun’u ziyaret etmiş, üsdelik bi de elini tutmuş.
Hayat ve ölüm iç içe bu dünyada, kader bizi değişik yollara sürüklüyor ve hayatımızda bir saniye sonrasını dahi bilemiyoruz, ne kadar büyük bir hikmet-i ilahi, sadece bulunduğumuz anı yaşıyoruz, gelecek meçhul, geçmişi ise anılarımızda yaşatıyoruz. Eğer başımıza gelecekleri daha önceden bilecek olsak, ne kadar korkutucu bir yaşamımız olurdu...
şuursuzca yazılan kelimelere şurulu insanların cevapları nasıl olacak acaba?
Nerden aklıma geldi ben de bilmiyom. O hırsla sordum Memet Amca’na: “Sen gençliğinde rakıyı sulu mu içerdin, susuz mu? dedim. “Gece yarısı ne rakısı be gadın! Ben de, rakıya gafayı dakanların ne halt yediklerini, yerken de yanında su içip içmediklerini gerçekden çok merak ediyom.” dedi. Homurdana homurdana, arkasını
Torpil, Türkiyenin en büyük toplumsal sorunlarından biridir. Torpil, bir kişinin akraba, arkadaş, tanıdık veya yandaş olan kişilere hak etmedikleri avantajlar sağlaması veya sağlanmasına aracılık etmesi şeklinde tanımlanabilir. Torpil, hem torpillenen hem de torpil yapan kişi veya kurumların yasal sorumluluklarını ihlal ettiği hem de torpillenmeyen kişi veya kurumların haklarını
Gül bahçelerinde gül koklamak en çok onların hakkıydı; dikenleri tenlerine battı! ..
Ağladılar ve kanadılar durmadan!
Okumaya değmeyen bir deneme. Gidin bir bardak çay için veya çocuğunuza yenilin daha iyi...
Geri dönmeyi istemeden verilen hayatlardır arzulanan.
Mükemmel bir dünyada yaşıyor olsaydık Fransa'daki karikatür için verilecek cevap mermiler olmazdı..
Toplum ve kişilerin yaşamış oldukları tüm olumsuzlukların ana kaynağı, içerisinde bulundukları çağın ilke ve şartlarını kavrayamamaları ya da buna ayak diremelerinden kaynaklanmaktadır. Doğru ve bilimsel bakılması bilinse, sorunların büyük bir çoğunluğu tamamen yok olacaktır. Bunu çağa göre yaşayan toplumlardan rahatlıkla görebiliyoruz.
Sadece canlılar mı ölür, peki ya kitaplar? Kitapların da bir ruhu yok mudur?
Kitap sektörünün ve yayıncılığın zor günler geçirdiği günümüzde, acilen bir şeyler yapılmazsa eğer kitaplar ölecek ve kültür büyük bir darbe görecektir. Kitapların ölmesi demek, toplumun hafızasının ölmesi demektir ki bu da ciddi bir