Bahane Hanım
Ağıtlar yakın, öldürdüm Dionysos''u,
Soyumda doğacak her kişiden sorumluyum bundan böyle, Gün gibi, güneş gibi özgür olacak her bebek, ne itaat edecek ne de hükmedecek.
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
Ağıtlar yakın, öldürdüm Dionysos''u,
Soyumda doğacak her kişiden sorumluyum bundan böyle, Gün gibi, güneş gibi özgür olacak her bebek, ne itaat edecek ne de hükmedecek.
yalan dünya bizi dert sahibi yapmaktan başka başka bir işe yaramıyor. keşke değerlerimizin farkında olsak da huzurlu dünyayı kendi ellerimizle kurabilsek yok etceğimize
“Bu, romanın son cümlesi olmalı.”diye söylendi, kitapçı bilgiç bir edayla.
Evime girip, çalışma odama geçtiğim anda, arka cebimde ezilen sigara paketinden üç zayiat verdiğimi fark ettim..Kırılan sigaraları sağ avucumu yumruk yaparak kül tablasına bıraktım../Avuç içine dağılan bütün tütün parçacıklarını da sol elimin yardımıyla t
mektup bu; mutlaka sahibine ulaştırılmalı. yoksa kişiyi vebal altında bırakır. bana zarfsız, katlanmış iki mektup geldi. okudum. İlginç buldum. bu iki mektuptan biri tarihi bir vesika idi, mektup formatında yazılmıştı
“Kara bahtlı okur” seni ”Avrupa” ve “Afrika”daki yazılarından biliyor, ben de öyle. Ben senin yazılarını okurken, yazmaktan başka bir şey yapamayacağını ve aslında yapmaman gerektiğini düşünürüm. Yine de sormak isterim: Yazı senin için nedir? Bir ev mi, bir oda mı, kitabında da olduğu gibi bir hücre mi yoksa?
"Hadi gel aslını göster , Suretin çok zalim ,Çok mu üzdüler seni , Sahiplenme, senin değil bu dikenler..." hiç romantik falan değilim bugün, sırıtmayın!
Elimde, Şiir yazacak, öykü yazacak, makale yazacak, senaryo yazacak, yeri geldiğinde garip gurebaya dilekçe ve arzuhal yazacak, sırası geldiğinde onları ve bütün mazlumları ve haklı olan güçsüzleri her platformda gündeme taşıyacak gönüllü bir avukat, gönüllü bir yazar olarak yazılar yazan ve her daim yazacak bir kalem var!
Bir gün kulaktan kulağa bir haber yayılmaya başladı. Márquez yeni bir roman yazmıştı ve ilk Küba’da basılacaktı. Bu sebeple de Küba’ya gelecekti. O anda ne düşündüğümü bugün gibi hatırlıyorum. ‘Demek ki ben buradayken gelmiş, Fidel’
Derin bir of çeker tekrar kadehine doldurursun içkini.Eline alır pencere kenarına geçer camda çıkan gölgenle konuşursun..Yüzündeki kırışıklıkların ne zaman oluştuğunu anlamazsın bile.Zaman o kadar hızlı bir tren ki Hiçbir istasyonda durmuyor.Bindiğin bu trenden ancak öldüğünde inebiliyorsun.Trendeki arkadaşların çok garip.Hepsi dünya derdine kendisini kaptırmış kurma oyuncaklar misali her gün
Geceden kalma karanlık bulutlar çullanıyor sırtıma buram buram canım acıyor uyuşuyor bacaklarım cimri ellerim bırakmak istemiyor tuttuğu resmi siyah beyaz kenarları yanmış ...
Bakmak ve görmek, görebildiğin ölçüyle sınırlı. Görünen bir serapsa, yapılabilecek çok şey kalmıyor. Bir ışık sızıyorsa eşikten, içeriye girme çabaları o denli kolay…
Bu deneme , sevgili Esin Yardımlı’nın “Ağabiler Üzerine Bir Araştırma” başlıklı yazısına ithafen yazılmıştır.
Global yalanların kentsel neferleriyiz. Kürsüler, takım elbiseler, kurşun askerler, şirinler, önemli(!) gün ve haftalar.. tam olarak tasarladığım bu değildi! Şimdi tek sorunum zaman…
Kaçmak istersiniz her şeyden. Alıp başımı gitsem doğmamış maviliklere, diye mırıldanırsınız. Labirentler koridorlara açılır ve kendinizi aydınlık yerine sote bir holde bulursunuz. Kimsesizsinizdir ve kıvrılan larvalar acınızı arttırmak için yarışırlar. Ilgıt bir ses duyarsınız. Derinden gelen bir türkünün mırıldanmaları kulağınıza dolar.