Karınca Kararınca Hikayeler 2
İftira dediğimiz hadise, gerçeğin doğasını dahi önemsizleştirir ve gerçek dahi aciz düşer.
"Yazmak, aslında hiçbir şey yapmamak için harika bir bahanedir." — Franz Kafka"
"Yazmak, aslında hiçbir şey yapmamak için harika bir bahanedir." — Franz Kafka"
İftira dediğimiz hadise, gerçeğin doğasını dahi önemsizleştirir ve gerçek dahi aciz düşer.
Dünyadaki akan tüm gözyaşlarını anlatan yağmurlar kadar.
Hemen oradan uzaklaştı.Acı ve utanç dolu dünyasını gizlemeye çalışarak,insanlara çarparak gözyaşlarını gizlemeyi başardı
Çok büyük ve çok yoğun tutkular veya fazla şiddetli saplantılar, insanın hayatını bir düş haline getirir. Ya da düşü gerçek hayata aktarır..
"Çok güzelsin." diyorum.
"Evet, çok güzelim, hem de çok tatlıyım." diyor.
"Eminim ki çok tatlısındır." diyorum
"İçsene beni." diyor.
Sarhoş oluyorum, ne yaptığımı bilmiyorum, kadehi dudaklarıma götürüyorum, içiyorum.
Köpek yavrusu çok sevimli olduğu için birkaç kez diğer çocuklar tarafından çalındı. Kasabamızda fazla büyük bir yer olmadığı ve herkes birbirini tanıdığı için her seferinde kısa süre sonra bulunup geri getiriliyordu. Hatta çalındıktan sonra iki kez birkaç
Rıza yine dile gelebilmişti. Mahir ise kendinden iyice geçmiş, elinde tuttuğu plastik bardağı artık ne şekilde görüyor ise, şaşkın bakışlar atıyor, sırıtıyordu. Gecenin ilerleyen zamanında Cavit'in kızı hakkında müstehcen sözler sarfedecek, bir kez daha ağzı burnu kırılacaktı. Şimdilik bardağa bakıp salya akıtıyordu.
'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
Yetmiş dokuzlu yıllardı…
Daha önceleri pek fark etmediğim bu kız…
Aynı yerde çalışıyorduk
Çiçek Hüzünle Seyredermiş suyu, su ise neşe ile bakarmış çiçeğe, kimisinde hüzün kimisinde neşe farketmez ki, AŞK ın çeşitli halleri var işte...
yetmiyor arkadaşlar
Temel ve Mahmure ölüm döşeğinde son nefesini vermek üzere olan annelerine aldırmadan sokakta oyun oynuyorlardı. Onlar henüz çocuktular. Ne bilsinlerdi ölümün ne olduğunu. Bildikleri sadece
Bir ağustos gününün sabahında, Eminönü rıhtımında sekiz yıl sonra iki arkadaş buluştu. Sabahın ilk saatlerinde görüşüp ayaküstü ikişer balık ve birer bardak şalgam içip Kadıköy vapuruna bindiler. Biri Gebze’nin ünlü şoförlerinden Fehmi Taşyürek’ti. Diğeri yaşadığı memlekette adı sanı pek duyulmayan sıradan bir Türkçe öğretmeniydi.