"Bir hikâye, insan ruhuna bırakılan mektuptur. — Neil Gaiman"

Öykü

Can Aldatmacası

Korktum. Gözlerinin içinde, eski günlerimizin pırıl pırıl neşesine duyduğu özlemi görmekten korktum. Geç saatlere kadar oturup lafladığımız gecelere, “ yatalım artık, ” diyerek onu zorla odasına gönderişlerime, tam uykuya dalacağım sırada kapımı açıp “uyudun mu, bak aklıma ne geldi, “ deyip, yeniden başlattığı bitmek bilmeyen konuşmalarımıza, kahkahalarımıza ve

Kokteyl

“Ayyyyy içim şişti, çok duygu oldu” demiştin. Gene gülümseyip susmuştum. Gözlerim dolmasın diye çok sıkmıştım kendimi.
Şimdi sıkmıyorum. Rahat rahat doluyorlar.

Bir Kadın...

İnsanın sevgilisinin varlığı maddenin varlığını açıklayan genel geçer temel fizik kanunlarıyla açıklanamaz ki... Sevgilinin varlığı genel geçer fizik kanunlarıyla değil, felsefeyle açıklanabilir ancak…

Göktaşı

Aklıma gelen ilk şey;
— Keşke bu öyküyü daha erken bitirseydim ya da hiç yazmasaydım, oldu.

Benim Anna´m

Anna ile tanışmamız, memleket hasretinin yüreğimi dağlamaya, Türkiye’ deki çevremi, arkadaşlarımı özlemeye başladığım döneme raslar. O, yanımızdaki daireye yeni taşınmıştı. Orta boylu, balık etinde, uzun sarı saçları ama ille de ülkemin denizleri gibi koyu mavi, gülen gözleri ile kapımıza dikiliverdi. Anna kapının önünde durmadı. İçeriye girdi. Yaşantıma girdi.

Silahların Gölgesinde Bir Adam ve Bir Aşk...

"Hayır Nejat bey, teşekkür ederim ama gitmem gerekiyor. Akşam nasılsa tekrar geleceğim" derken sanki gizli bir randevu veriyordu Aytuğ komisere. Kelimelerin özgürlüğünü kullanarak, ikisinin anlayabileceği cümleler kuruyordu. Bi rataftan gitme hazırlıkları yaparken bir yandan da akşam onu görüp göremeyeceğinden emin olmak istercesine aynı şifreli cümleleri Aytuğ`dan da bekliyordu

Hazan ve Umut

Karanlık bir şehirde eski bir ağacın altında can çekişen umutları ölüyordu kucağında. Menzili yoktu sevdalı gözlerin, bir damla yaş olur akardı mevsimlerin sonbaharı. Saatler hüznü vururken sevdaya hazırlanan bir kadındı hazan.

Başa Dön